Geçtiğimiz yıllarda Avustralya'daki yerli nüfustan bahsederken kullanılan "aborjin" kelimesi, ırkçı çağrışımlar yapması nedeniyle tartışma konusu oldu.

Ancak bu kelimeyi ilk harfini büyük yapmadan kullanmak tamamen normal görülüyor. Aborjin ne demek diye baktığımızda Latincede "orijinal yerli halk" anlamına geliyor.

Avustralya'nın yerli halkından bahsederken bu kelime çeşitli kabilelerin kültürlerindeki, dillerindeki ve tarihlerindeki çeşitlilikten dolayı da kullanılmıyor.

Temsil ettikleri her şeyin bazılarına göre incitici olan bu sıfatla özetlenmesi saygısızlık olarak görülebiliyor.

Tarihlerini, kültürlerini ve başarılarını sayfalar dolusu bir kitapta anlatmak yerine bunların çoğunu elimizden geldiğince tek bir makaleye sığdırmaya çalışırken bu bizi oldukça zor duruma sokuyor.

Superprof'ta bu makalemizde Aborjinler nedir, Aborjinler kimdir, Avustralya yerlisi kime denir hepsini öğreneceğiz.

Aborjinler hakkında bilgi alacağımız yolculuğa vakit kaybetmeden başlayalım.

Kısaca Göç Tarihi

Geleneksel Aborjin yiyecekleri
"Bush tucker" Avustralya yerlilerinin yediği geleneksel bir yemektir. | Kaynak: Pixabay

Yerli Avustralyalıların tarihini tam olarak anlatmak biraz zor çünkü o döneme dair yazılı kaynaklar ancak Avrupa gemileri geldikten sonra ortaya çıktı. Öncesi ise kulaktan dolma bilgiler diyebiliriz.

Arkeologlar geçmişte gerçekleşen olayların geçici bir kaydını oluştururken radyokarbon ve ışıma tarihlerine bakıyor ve teknolojinin ilerlemesiyle DNA testleri yapabiliyor.

Mungo Gölü'nün kuru yatağında bulunan insan iskeletine yapılan DNA testiyle birlikte Avustralya kıtasında yaklaşık 65.000 yıl önce insanların yaşamış olduğunu biliyoruz.

Viktoria'da bulunan diğer iskelet kalıntılarındaki kalın kaş sırtları ve aşırı büyük dişler, bu insanların hominid ağacının başka bir dalından geldiğini gösteriyor.

Bulunan kalıntılardaki farklılıklar Avustralya'da birden fazla göç olayı olduğunu gösteriyor. Bu konu günümüzde hâlâ bir tartışma konusu.

Bu ve bunun gibi diğer bulgulara rağmen genel olarak kabul edilen teori, 64.000 ila 75.000 yıl önce kıtaya tek bir göçün olduğudur.

Bu varsayım bile kendi içinde tartışmalara sebep oluyor. Bu insanlar Avustralya'ya başka bir adadan mı geldi, tekneler mi inşa ettiler yoksa yürüyerek Arafura Denizi'ni kara köprüsünden mi geçtiler?

O zamanlar deniz seviyeleri yaklaşık 100 metre daha azdı. Bu nedenle yürüyerek geçmeleri mümkündü ancak zamanın ilk denizcileri olmaları daha muhtemel.

Oraya vardıklarında en olağanüstü kültürlerden biri oldular.

Başka bir olağanüstü kültür olan Antik Mısır'ı da keşfedin!

Avustralya'daki İnsanlar

Günümüzde Avustralya halkı iki farklı gruba ayrılıyor: Avustralya yerlileri ve Torres Boğazı Adalıları. 

Belli kültürel unsurları paylaşıyor olsalar da her iki grubun da kendilerine özgü kabileleri var.

En büyük kabileleri veya grupları konuştukları dil tanımlardı. Bu nedenle işgal ettikleri bölgeler bilinirdi.

Bu tarz 500'den fazla grup olduğu düşünülüyor. Öne çıkan kabilelerden bazıları şunlar:

  • Murrawarri halkı: Yeni Güney Galler/Queensland bölgesi
  • Yeni Güney Galler ve Viktoria'da Koori
  • Avustralya Başkent Bölgesi'nde Ngunnawal
  • Güneydoğu Queensland'de Goori
  • Güney Batı Avustralya'da Nyungar
  • Kuzey Güney Avustralya'da Anangu
  • Orta Avustralya'da Arrernte
  • Tazmanya'da Palawah
  • Tiwi Adaları'nda Tiwi

Birbirine yakın yaşayan gruplar o bölgenin dilini konuşur ve kültürel özelliklerini paylaşırlardı. Bu ilişki doğası gereği politik veya ekonomik bir ittifak sayılmazdı.

Kabileler göçebe olduklarından topraklar üzerinde hak iddia etmiyorlardı. Avcı-toplayıcı oldukları için de savunmaları gereken mahsulleri yoktu.

Politik gündemleri yoktu. Geliştirebilecekleri ve ilerletebilecekleri bir ekonomileri de yoktu. Ancak bu o zamanlar çatışmalar olmadığı anlamına gelmiyor!

Başka bir kabilenin avlanma bölgesini gasp etmek kabileler arasında savaşa yol açabiliyor ve intikam cinayetlerine sebep olabiliyordu. Ayrıca kadınlar ve çocuklar hem diğer kabileler hem de kendi kabileleri tarafından şiddet görüyorlardı.

Diğer eski uygarlıklardaki cinsiyet rollerinin dağılımını da öğrenin!

Peki, Avrupa sömürgeciliğinden önce hayatları nasıldı?

Avustralya'da Yaşam

Aborjinler ve sanatları
Avustralyalıların mağara resimlerinde günlük hayatlarından veya dini inançlarından sahneler yer alıyor. | Kaynak: Pixabay

1788 yılında ilk Avrupalı kaşifler gelene kadar Avustralya kabileleri taştan yaptıkları aletleri kullanıyorlardı.

Hatta sömürgeciler gelmeden önce metal kullanmadıkları için bu dönem Taş Devri'nin devamı olarak kabul edilir.

Daha önce de söylediğimiz gibi kabileler yarı göçebe avcı-toplayıcılardı. Avrupalı göçmenler gelip de toprakların en yaşanabilir kısımlarının büyük bölümlerine hükmetmeye başlayana kadar ekinler ekmemiş, hasat yapmamışlardı.

Bin yıl boyunca topraklarında inançları ve tanrılarıyla uyum içinde yaşadılar.

Hükûmet

Avustralya yerlilerinin inanç sisteminde hiyerarşi yoktu. Her tanrı ve ruh eşit derecede güçlü, aynı ölçüde önemliydi.

Bu nedenle Avustralyalılar kendi aralarında da herhangi bir sosyal hiyerarşi oluşturmayarak inançlarını yaşam biçimlerine yansıtmaya çalıştılar.

Şifacıların ve yaşlıların uzun yaşam deneyimleri ve derin maneviyatlarıyla liderlik etmeleri uygun görülüyordu, bunun için seçilmelerine gerek kalmıyordu.

Öyle bile olsa liderlik statüleri bazı koşullara bağlıydı: Bir duruma daha etkili bir çözüm öneren bir üye liderliğe yükselebiliyordu.

Söz konusu sadece kadınlarla alakalı bir mevzu olduğunda bazı gruplarda kadınlar da güçlü liderler olabiliyordu.

İngilizler sömürgeciliğe başlayana kadar hükûmet onlar için bir anlam ifade etmiyordu. İngilizler gelince bahsettiğimiz gruplardan bazı delegelerin onlarla konuşmaya hazır olması gerektiğini düşündüler.

Böylece İngilizler farkına varmadan yerli kabilelerin bir hiyerarşi oluşturmasına neden oldu.

Peki, Mayaların diğer Güney Amerika medeniyetlerinden farkı neydi?

Dini İnançlar

Her kabilenin kendine özgü sözlü gelenekleri, inanç sistemleri ve manevi değerleri vardı. Ancak ana tema toprağa duyulan saygı ve Düş Zamanı'nın (Dreamtime) önemiydi.

Düş Zamanı, dünyanın yaratılışı sırasında yaşanan dönemi simgeliyordu.

Bu yaratılış efsanesine göre "İlk İnsanlar" topraktan çıkıp yürümeye başlamışlardı. İlerledikçe bitkilere ve hayvanlara isimler verdiler.

Diğer birçok inanç sisteminin aksine onlarınkinde insanlar hayvanlardan ve hatta topraktan daha yüce veya daha alçakta değildi. Canlılar ve topraklar arasında bir eşitlik söz konusuydu.

Gökkuşağı Yılanı ise nihai Yaratan olarak kabul ediliyor. Toprağın altında kurumayan bir su çukurunda yaşadığına inanılıyor. Efsaneye göre boğazlar ve dağlar onun toprağın altında süzülmesi sonucunda oluşmuştur.

Ortaya çıktığı yerlerde bir su kütlesi olurdu. Bu yılan tüm suyu kontrol ederdi.

Yılan bazı gruplarda dişi bazı gruplarda erkek olarak kabul ediliyor. Bazılarıysa cinsiyeti olmadığını savunuyor.

Birçok grup Baiame'yi Göklerin Babası; toprağın ve tepelerin, ağaçların ve hayvanların yaratıcısı olarak görüyor. Baiame insanlara yaşamak için gereken kuralları koymuş, gelenekleri ve şarkıları kendisi bahşetmiştir.

Ayrıca erkeklerin yetişkinliğe adım attığı yer olan ilk "bora"yı da o yaratmıştır.

Kadınların Baiame'nin tasvirini görmesi veya bilmesi yasaktı. Bu tarz kutsal yerlere de yaklaşamazlardı.

İnkaların tanrılarını da keşfedin!

Önemli Törenler

Yerli halkın yaptığı çeşitli ritüeller vardı. Birçok tören düzenlemişlerdi.

Mesela ateş çubuğu çiftçiliği iyi bir tarımcılık yöntemi olarak görülüyordu. İnsanlar yaşadıkları doğal çevreye iyi bakmayı kendilerine görev bilmişti. Az sonra ateşi nasıl kullandıklarını daha yakından inceleyeceğiz.

Diğer ritüellerinden de bahsedelim:

Erkekliğe Giriş Töreni

Bir erkek uzun bir süreçten geçerek yetişkinliğe ulaşırdı. Öncelikle "yürüyüş" yapması gerekiyordu. Bu da o zamanlar grubundan ayrılıp kendi başına çıkacağı birkaç ay sürecek olan bir yolculuktu.

Döndüğünde bora olurdu. Genelde yara izleri olurdu, sünnet olurlardı ve birkaç diş kaybederlerdi.

Ayrıca bu dönemde onlara kabilenin efsaneleri ve dini inançları anlatılırdı. Kutsal şarkıları ve dansları öğrenirlerdi. Bazı gruplarda işin içine ziyafet de girince kutlamanın ciddiyeti bozulurdu.

Kadınların bu törenlere katılması yasaktı.

Peki, Mezopotamya Uygarlığı'nda kadınlar ve erkekler arasında eşitsizlik var mıydı?

Aborjinler ve önemli ritüelleri
"Initiation" veya erkekliğe geçiş seremonisi Aborjinler için çok önemli bir törendi. | Kaynak: Pixabay

Duman Seremonisi

Bir boradan sonra veya bir bebek doğduğunda grup üyeleri çeşitli bitkileri toplayarak yakmak için hazırlardı. Bu bitkiler yandığında çıkan dumanın onları arındıracağına inanırlardı.

Ayrıca kötü ruhları da savuşturduğu düşünülüyordu.

Corroboree

Bu etkinlikte insanlar Düş Zamanı ile etkileşime geçerdi.

Alışılmışın dışında kostümler giyer, boyalar sürer ve takılar takarlardı. Şarkılar söyleyip dans ederek Düş Zamanı'nı canlandırırlardı.

Corroboree kelimesi aslında "caribberie" kelimesinin İngilizcesidir. Bu kelime de Avustralya'daki her grup için farklı bir anlam ifade eder.

Düş Zamanı kutlamaları ise tüm Avustralya'da farklı şekillerde yapılıyor.

Bölgeler arasındaki kavgalar ve iç çatışmalar, ritüeller derken bu insanlar eğlenmeye vakit buluyor muydu?

Antik Yunanlıların boş zamanlarında neler yaptığına da bakın!

Etkinlikler

Avustralya'daki yerli halkın geleneksel eğlencelerinin çoğu maalesef tarihe karışmıştır. Ancak keseli sıçanın postundan yaptıkları topla oynadıkları bazı oyunlara dair edindiğimiz bilgiler var.

Weiwurung dilinde Marn Grook "top" veya "oyun" anlamına geliyor. Topa vurmayı ve top yakalamayı içeren her türlü eğlenceyi bu isim temsil ediyor.

Oyunların kuralları bölgeden bölgeye farklılık gösterebiliyor ancak futbola büyük ölçüde benziyordu. Ancak bir maçta 100'den fazla kişinin oynadığı tahmin ediliyor.

Binlerce yıl öncesine dair örneklerin de gösterdiği gibi bu kültürlerde sanat öne çıkıyordu.

Günümüzde en eski müzik aletlerinden biri olarak kabul edilen didgeridoo, üstünde delikler olmayan uzun bir okaliptüs borusu. Bu enstrümanı sadece erkekler çalabiliyordu.

Çaldıkları diğer müzik aletleri ise şunlardı: Alkış çubukları, bull roarer adı verilen tahta çıtalar, sakız ağacı yaprağı (bu yapraklarla kuş sesleri çıkarabiliyorlardı).

Queensland'de bulunan basit figüratif stil, Arnhem Land'deki karmaşık figüratif stil ve Orta Avustralya'da yaygın olan geometrik stil Aborjin sanatını oluşturan üç ana stildir.

Aborjin sanatının Lascaux'daki mağaralarla aynı yaşta ve aynı bollukta olduğu söyleniyor. Hatta uzmanlar onların sanatının günümüzde hâlâ devam eden en eski sanat geleneği olduğu konusunda hemfikir.

Avustralyalılar bu eserleri yaparken ve ritüellerde vücutlarını ve yüzlerini boyarken aşı boyasını kullanmışlardır.

Aborjinler ve kullandıkları müzik aletleri
Didgeridoo ilk üflemeli müzik aleti olarak biliniyor. | Kaynak: Pixabay

Avustralya Aborjinlerinin İcatları

Taş Devri'nde avcı-toplayıcı olarak yaşayan bu halk hiçbir şeyi israf etmiyordu. Kadınların saçlarını bile!

Kadınların uzun saçlarını bir ip gibi kullanarak oklarının uçlarını mızraklara bağlıyorlardı. Ayrıca saç tutamlarını örerek alet kemerleri ve çok kullanışlı kayışlar yapıyorlardı.

Saçları kullanarak sepetler, balık ağları ve saç bantları da yapıyorlardı. Ayrıca coolamon denilen genelde başlarının üstünde taşıdıkları kaba destek yapmak için de saçları kullanıyorlardı.

Ağaç kabuğunu kullanarak barınaklar yapıyor, kanolar inşa ediyorlardı.

Bumerang ve mesaj çubuğu gibi daha gelişmiş aletleri de vardı. Mesaj çubukları başka gruplara gönderilen tahta parçalarıydı. Bu tahtalar yaklaşık 30 cm olup üstüne semboller kazınırdı.

Bazen yakınlardaki bir kabileyi corobboree etkinliğine davet etmek için de mesaj çubuklarını kullanırlardı.

Ateşin Kullanılması

Avustralya'da 100.000 yıl öncesine dayanan yangın kalıntıları bulundu.

O zamanlar insanların başka şekilde temizlenmeyecek olan fırçaları temizlemek, av hayvanlarını sürmek ve yeni bitkiler yetiştirmek için ateşi dizginleyerek kontrol edebilmeyi keşfetmiş olmaları da oldukça ilginç.

Bu nedenle ilk Avustralyalılara ateş çiftçileri de diyebiliriz.

Aynı zamanda uzaktaki kabilelerle iletişim kurmak, çalılıklardaki tehlikeli canlıları, yılanları ve böcekleri uzaklaştırmak ve yenilebilir bitkilerdeki çeşitliliği artırmak için de ateşi kullanmışlardı.

Ancak esin kaynaklarına ev sahipliği yapan ormanları yakmamaya da özen göstermişlerdi.

Peki, Aztekler ormanları nasıl kullanıyordu?

Avustralya Yerlilerinin Mirası

Avrupalı kaşifler olmasaydı Avustralya yerlileri belki de yüzyıllar boyunca yaşadıkları gibi yaşamaya devam edeceklerdi.

İngiliz Sömürgeciliği Avustralya'nın yerli halkını gerçekten etkilemişti.

İngilizler oraya sonradan gelmiş, sosyal ve fiziksel hastalıklarını da yanlarında getirmişti.

Özellikle grip, kızamık ve çiçek hastalığı Avustralya halkını çok kötü etkilemişti. Sidney bölgesindeki yerli nüfusun neredeyse yarısı bir yıl içinde bu hastalıklara yenik düştü.

Kolonilerin ilk "lideri" Vali Philip kurallara uyulması için elinden geleni yapmıştı ancak her yere yetişememişti. Bazı astlarının bazı kabileleri tamamen katletmesine engel olamamıştı.

Sonunda işbirliğine dayalı bir ilişki kurmuştu. Ama Avustralyalılara ancak birkaç yüzyıl sonra kültürlerine ve inançlarına göre yaşama hakkı verilmişti.

Günümüzde devam eden en eski kültürlerden birinin mirasını her yönüyle incelemek tabii ki zor. Ancak hâlâ yaşayan bu kültürün insanlarının kendi ayinlerini devam ettirip kendi inançlarına göre yaşayabilmelerini umuyoruz.

Tarih öğretmenine mi ihtiyacınız var?

Makaleyi beğendiniz mi?

5,00/5 - 1 vote(s)
Loading...

Seda

Spor yapmayı, film izlemeyi seven; farklı bir kültürü keşfederken ilk yemeklerini deneyen bir çevirmenim. Yeni bir dil öğrenmekse hobilerim arasında.