Şimdi bir düşünün, Anadolu ve Mezopotamya Uygarlıkları denince aklınıza ne geliyor?

1875'de Edwin Long'un resmettiği Babil Evlilik Pazarı'nı düşünmüş olabilirsiniz. Veya o bölgede ortaya çıkan ve dünyanın en eski edebi eseri olarak kabul edilen Gılgamış Destanı aklınıza ilk gelen şey olabilir.

Film izlemeyi seviyorsanız The Rock ve Michael Clark Duncan'ın oynadığı efsanevi Akrep Kral serisini hatırlamış olabilirsiniz.

Bu eski uygarlıktan esinlenen birçok eser var. Bu eserlerin arasında resimler, operalar, çizgi romanlar ve bilim kurgu masalları yer alıyor. Ancak hepsini bir araya getirdiğimizde bile bu büyük toplumu her yönüyle kapsayamazlar.

Mezopotamya nedir; Mezopotamya'daki yaşamı, medeniyetin sosyal yapılarını, yaptıkları yenilikleri ve kültürel gelişimleri iyice anlamak için pek yazılı kaynağın bulunmadığı bir zamana yolculuk etmemiz gerekiyor.

Tüm arkeolojik eserleri bir araya getiren Superprof ile bu makalede Mezopotamya'daki yaşamın kalıntılarını toplayıp inceleyeceğiz!

Mezopotamya: Temel Bilgiler

Anadolu ve Mezopotamya Uygarlıkları
Dicle kıyısında yer alan antik kent Mardin'i Asur İmparatorluğu ele geçirmişti. | Kaynak: Pixabay

Mezopotamya ismi Yunancadan geliyor. "Mezos" orta, "potamos" nehir anlamına geliyor. Yani Mezopotamya Nehirler Arasındaki Ülke demek oluyor.

Coğrafya

Peki, çok bahsi geçen bu Mezopotamya neresi?

Dicle-Fırat nehirleri arasında kalan bu bölge, kuzeydoğudaki Zagros Sıradağları ile çevriliydi. Zengin ve verimli toprakları vardı.

Bölgenin kuzeyi uçsuz bucaksız çöllerle kaplı. Güneye ilerledikçe bataklıklar ve çamur tabakaları karşımıza çıkıyor.

Günümüz haritasına baktığımızda Mezopotamya olarak adlandırılan bölge Irak ve Kuveyt'in büyük bir kısmını, Suriye'nin bazı yerlerini ve Türkiye'nin güneydoğusunu kapsamaktadır.

Babil, Ninova, Kalah ve Arbela gibi büyük yerleşim yerleri ve Assur (Asur kendi imparatorluğunu kurmak için bu uygarlıktan ayrılana kadar) Dicle'nin doğu yakasında yer alıyordu.

Bu doğu yakasındaki topraklarda bol su kaynakları vardı. Ancak batıdaki şehirler su ihtiyaçlarını karşılamak için pek de verimli olmayan Fırat'a bağlı yaşıyordu.

Yönetim

Mezopotamya'yı aynı aileden veya hanedandan krallar, imparatorlar ve hükûmdarlar yönetiyordu.

Bunlardan biri olan Kral Ur-Nammu bize çok önemli bir miras bıraktı: Dünyanın en eski kanunlarını içeren, bilinen en eski yazılı tablet.

Bu dönemlerde hanedanlar sadece halka karşı değil kendi aralarında da oldukça acımasızlardı. Güçlü kişiler veya ailelerin önderliğiyle yapılan istilalar ile liderlik ele geçiriliyordu.

Buna örnek vermek gerekirse; Mezopotamya'daki en eski uygarlık ve Antik Mısırlılarla birlikte tüm dünyadaki ilk uygarlıklardan biri olan Sümerlerin kontrolünü Akadlar ele geçirmişti.

Kültürlerini ve yaşam tarzlarını devam ettirmelerine izin verilmişti. Kültürel unsurları özellikle dil konusunda iç içe geçmişti. Bir süre sonra herkes iki dil konuşabiliyordu.

En sonunda Sümer dili tamamen yok oldu. MÖ 2.000'de artık herkes Akad dilini konuşuyordu.

Ekonomi

Mezopotamya Medeniyeti için Zagros Dağları eteklerinde tarım yapmak kolay sayılırdı ancak güney kesimlerde tarım yapmak için kuru toprakların sulanması gerekiyordu. Ayrıca fazla sulak alanlardaki su da çekiliyordu.

Suyun kontrolünü iyice sağladıktan sonra hasatlar daha çok olmaya başladı. Hatta Akadlar artık komşu bölgelerle ticaret yapabilecek seviyeye gelmişti.

Köle çalıştırmadıklarından çiftçiliği kolaylaştırmak için tarımsal aletler tasarlamak zorunda kaldılar. Tahta pulluk bıçaklarının kullanılmasıyla birlikte soğan, turp ve arpa ekmeye başladılar.

Bin yıl sonra Bereketli Hilal adı verilen bu bölge, medeniyet beşiği olarak bilinir.

Yiyecek yetiştirmedeki ilerlemeler insanların yerleşmesine, şehirler kurmasına ve hükûmetler oluşturmasına olanak sağladı. Onları entelektüel keşfe teşvik etti.

Din onlar için birçok sebepten dolayı çok önemliydi. Bu sebeplerden biri de tapınakların banka görevi görmesiydi.

En eski büyük ölçekli kredi sistemini Sümerler geliştirmişti. Ancak ilk ticari bankacılık sistemini Babiller geliştirdi.

Peki, bu iki medeniyet arasında rekabet var mıydı?

Pek değil. Akad İmparatorluğu yıkılınca bölge iki millete bölündü. Asur kuzeyde kalırken Babil İmparatorluğu güneyi kuşattı. Her iki ülke de aynı dili konuştu ve birbirleriyle ticaret yaptı.

Buna insanlık tarihindeki huzurlu bir dönem diyebilir miyiz?

İktidarı ele geçirmek ve toprak için savaşan bu ilk uygarlıkların bir arada yaşamaktan pek memnun olduklarını söyleyemeyiz.

Şehirler arasında sık sık kavgalar olurdu. Bu kavgalara bazen yakınlardaki tarafsız bir şehrin bir memuru hakemlik ederdi. Böylece stratejik ittifaklar kurulmuştu. Daha sonra daha çok yabancı güçlere karşı savaştılar.

Bunun en güzel örneği toprak açlığını yatıştırmak için komşu ülkelere sık sık seferler düzenleyen, insanlığın ilk imparatoru Büyük Sargon'dur.

Mezopotamya'da savaşmak hayatın bir gerçeğiydi.

Peki, Avustralya Aborjinleri nasıl yaşıyordu?

Mezopotamya Medeniyeti ve medreselerde eğitim
Daha iyi İslami eğitim için medreseler kurulmuştu. | Kaynak: Pixabay

Mezopotamya'da Din

İlk koloniler rüzgâr, yağmur ve güneş gibi doğal güçlere ibadet ediyordu. Çünkü bu doğal güçler sayesinde yaşayabiliyorlardı. Ancak daha sonra bu güçler kişileştirildi ve ortaya dini bir hiyerarşi çıktı.

İlk dönemler tanrılar kadınlarla erkekler arasındaki güç dengesini temsil ediyordu.

Mesela en yüce tanrının ismi An'dı. Göklerin kişileştirilmiş hâliydi. Tanrıça Ki ise dünyayı temsil ediyordu.

Sümerce evren "an-ki" demekti. Kelime onların en yüce iki tanrısının isminden meydana geliyordu.

Tanrıları gittikçe kalabalıklaştı ve su tanrısından ay tanrıçasına kadar Sümer yaşamının her yönünü temsil ediyorlardı.

Mezopotamyalıların günlük yaşamlarını gözetecek bir tanrı panteonu da vardı. Böylece daha büyük felsefi sorular sormaya başladılar.

"Ben kimim?" ve "Benim amacım ne?" gibi soruların cevaplarında ilahi bir etki olduğuna inanıyorlardı.

Toplum geliştikçe insanlar ve tanrılar arasındaki ilişki de gelişti. Daha kişisel bir ilişki kurdular ve herkes kendi yöntemleriyle ibadet etmeye başlayınca Mezopotamya dini daha da parçalandı.

Bu da tanrılarının panteonu ile aralarındaki bağları zayıflatmaya başladı.

Büyük Kiros Mezopotamya topraklarını Ahameniş İmparatorluğu'nun bir parçası yapmak istediğinde halk Süryani Hristiyanlık ile birlikte kendi dini inançlarını az çok terk etti.

Mezopotamya Efsaneleri

Diğer kültürlerde de olduğu gibi Mezopotamya toplumunun temelini oluşturan mitler ve efsaneler vardı. Bu hikâyelerin konusu tanrıları, inanç sistemleri ve kahramanlarıydı.

Bunların tam olarak nasıl ortaya çıktığını anlamak için öncelikle şunu bilmelisiniz: Bu belgeleri yazmak ve korumakla görevlendirilen kâtipler, hükümdara ve tapınaklara bağlıydı.

Tapınakların yiyecek dağıtımından tanrılara tapınmaya kadar birçok rolü vardı. Hatta tüm zaferleri tanrıların yönlendirdiğini ve insanların uyduğu yasaların bile ilahi talimatlar olduğunu düşünüyorlardı.

Mezopotamya mitolojisindeki hikâyelerin çoğu tabiatı gereği dinseldir. Mesela bir efsane kazandıkları bir fetihle ilgili de olsa tanrılara şükredilirdi.

İnka Medeniyeti'ndeki tanrıları öğrenmek ister misiniz?

Kehanetler mitolojide önemli bir role sahipti. Tanrılardan ara sıra gelen işaretleri birinin yorumlamasıyla geleceği anlayabileceklerini düşünüyorlardı.

Bu nedenle tanrıların işaretleriyle ilgili bir eser yazdılar. Burada bir canlının deforme olarak doğmasının anlamından tepeye şehir kurmuş bir insanı neler beklediğine kadar birçok şeyin açıklaması yazardı.

Ölümsüzlük Mezopotamya mitolojisinde çok yaygın bir temaydı. Varisi olmayan Kral Etana'nın bir kartalı kurtararak onun sırtında cennete uçtuğuna inanılıyordu. Bu hikâye hanedanlar için bir uyarı niteliğindeydi.

Tanrıları kızdıran ve onlara gönderilen Adapa ise tanrıların ona sunduğu hiçbir şeyi tüketmemişti. Böylece ölümsüz olmamıştı.

Bu iki örnekte de ölümsüzlük pek istenmiyormuş gibi görünüyor. Başka bir örneğe daha bakalım.

Atrahasis'i tanrılar büyük bir selin yaklaşmakta olduğu konusunda uyarmıştı. O da onların tavsiyelerine uydu ve suyun gücüne dayanabilecek bir tekne inşa etti.

İştar ise bereket ve savaş tanrıçasıydı. Yeraltı dünyasına inişi ve sonra yeniden ortaya çıkması kıştan yaza gerçekleşen mevsimsel değişimi simgeliyordu.

Mezopotamya mitolojisi başka inançların "ödünç aldığı" ve diğer toplumların inanç sistemlerinde yer edinmiş hikâyelerle doludur. Hatta yeni dini inançlara uyacak şekilde düzenlenmiş hâline günümüzde hâlâ rastlayabiliyoruz.

Peki, sizce Antik Yunanlılar hangi tanrılara inanıyordu?

Mezopotamya Uygarlığı tarihinde savaşın yeri
Bu Sümer tabletinde de görüldüğü gibi savaşmak yaşamın bir parçasıydı. | Kaynak: Pixabay

Mezopotamya Kültürü

Mezopotamya uygarlığının oluştuğu ilk dönemlerde erkekler ve kadınlar eşit sosyal haklara ve güce sahipti. Sosyal yapı zaman içinde büyük ölçide değişti.

Kadınlar Sümer'de başrahibe olabiliyordu. Mülk sahibi olabiliyorlardı, eğitim alabiliyor ve ticaret yapabiliyorlardı.

Daha sonra savaşmak bir yaşam biçimi olunca kadınlar sosyal güçlerinin çoğunu kaybetti. Eğitim ve ticaret haklarından men edildiler. Kısa bir süre sonra kadınların rolü sadece eve ve çocuklara bakmak olmuştu.

Daha sonra Mezopotamya'nın ataerkil sosyal yapısı toplumsal hayatın her yerine yayıldı.

Peki, Mezopotamya ve Maya halkının ortak özellikleri neydi?

Mezopotamyalıların Boş Zaman Aktiviteleri

Asur kralları avlanmayı çok severdi. Zenginlerse polonun ilk versiyonu sayılabilecek bir oyun oynardı. Erkekler atlara değil de başka erkeklerin omzuna binerdi. Boks da çok popüler bir spordu. Boksör ve güreşçilerin dövüş sahnelerini Mezopotamya'nın sanat eserlerinde sık sık görebiliyoruz.

Masa oyunları da o zamanlar oldukça popülerdi. Hatta mesela tavla Mezopotamya'da ortaya çıkmıştı.

Özellikle hareket etmeyi seven, enerjik gençler için rugby benzeri tahta topla oynanan bir oyunları vardı.

Bu oyunların yanı sıra Mezopotamya halkı şarkı söylemeyi ve müziği de çok severdi.

Herkes kendi evinde veya pazar yerinde şarkı söylerdi. Şarkılar çoğu zaman kraliyet ailesini eğlendirmek için bestelenirdi. İçkiyle alakalı çok şarkıları vardı. Ne de olsa Mezopotamyalılar düzenli olarak şarap ve bira yapardı.

Şarkılar Mezopotamya kültüründe çok daha önemli bir role sahipti.

Savaşlar veya taç giyme töreni gibi önemli olaylar nesiller boyunca şarkılar yoluyla aktarılmıştı.

Mezopotamyalılar ut, davul ve diğer vurmalı müzik aletlerini canlı eğlence için yapmışlardı. Müziksel simgelerin ve notaların ilk hâllerini geliştirmişlerdi.

Kraliyet ailesini eğlendirmenin yanı sıra bu müzisyenler dini törenlerde, cenazelerde ve festivallerde de çalmak üzere görevlendirilirdi.

Mezopotamya Festivalleri

Halkın ritüellerin çoğunu doğal olaylar için yaptığını tahmin etmek pek zor değil.

  • Ay çevrimleri: Büyüyen ayın tarımsal bolluğu simgelediği düşünülürdü. Küçülen ay ise korunmak, felsefi meseleler hakkında düşünmek ve ataları anmak gerektiğini gösteriyordu.
  • Mevsimler: Verimli bir hasadı kutlamak veya tam tersine az verim alınmış bir hasat olduğunda diğer mevsim daha verimli bir hasat almak için Tanrılara ibadet edilirdi.
  • Bahar Ekinoksundan sonraki ilk dolunay: Akad dilinde Akitu yani yılbaşı ile bağdaştırılır.
  • Ekinokslar: Aydınlık ve karanlığın eşit olduğu günlerde törenler yapılırdı.
  • Gün dönümleri: En uzun günler ve geceler mutlaka festivallerle kutlanırdı.

Ülkeye hükmeden hükümdarlar ve yerel kahramanların şerefine yazılan öyküler ve destanlara kutlamalarda da yer verilirdi. Gılgamış Destanı bu eserlerin en güzel örneklerindendir.

Arkeologlar Mezopotamya'da yaşayanların gün dönümleri ve ekinokslar gibi doğal olayları gözlemleme yeteneklerine dair kanıtlar buldukça ne kadar zeki olduklarını bir kez daha anlıyorlar.

Peki Aztek Uygarlığı göksel gözlemlerinde ne tür bilgiler edinmişti?

Mezopotamya Medeniyetleri eserlerinde çivi yazısı
Çivi yazısı dünyanın en eski yazı sistemlerinden biridir. | Kaynak: Pixabay

Teknolojik Gelişmeler

Mezopotamyalıların teknoloji konusunda ne kadar ilerlemiş olduğunu zaten fark etmişsinizdir: Kuru toprakları suluyor, bataklıkları kurutuyor, sabanlar yapıyor ve gelişmiş savaş silahları yapıyorlardı.

Günümüzde en büyük tartışma konusu ise vidalı pompayı uzun zamandır düşünülenin aksine Arşimet'in değil de Mezopotamyalıların icat edip etmediğidir.

Birçok akademisyen bu aletin Babil'in Asma Bahçeleri'ni sulamak için kullanıldığına inanıyor. Bu da pompanın Mısır'dan 350 yıl önce icat edildiğini ve asıl yapanın Babiller olduğunu gösteriyor.

Ayrıca bir Asur kralının çivi yazısıyla burgu türbininin tunç ile nasıl yapılacağını anlattığı kil tablet bu düşünceyi destekliyor.

Sümer çivi yazısı en eski yazı sistemlerinden biridir. Kil üzerine yazılan kama şeklindeki sembollerden oluşuyor. Bu da Mezopotamya'nın başarılarından sadece bir tanesi.

Mezopotamya Uygarlığı çok uzun bir tarihe sahiptir. Bazılarına göre 7.000 yıldan uzun bir tarihten bahsediyoruz.  Tunç Devri, Demir Çağı ve Antik Çağ'ın şekillenmesinde çok etkili olmuşlardı. O zamanlar ulaşılan birçok başarının ve yeniliğin temelini oluşturmuşlardı.

Tekerleği de Mezopotamyalılar icat etmiştir!

Tüm yenilikleriyle çok önemli bir miras bıraktılar.

Mezopotamya'nın Mirası

Aslında Mezopotamyalıların matematiğini her gün kullanıyoruz.

Bugün saniye, dakika ve saatleri 60 tabanlı sayı sistemleri sayesinde belirleyebiliyoruz. Bir çemberin 360 derece olduğunu onlar sayesinde biliyoruz. Bir haftanın 7 gün olması da onlardan edindiğimiz bir bilgi.

İlk Mezopotamyalılar hem Sümer hem de Sami dilini konuşuyordu. Ancak çivi yazısı yalnızca Sümer dilini kapsıyordu. Bu da dünyanın en eski ve eksiksiz yazı sistemlerinden biridir.

Bu çivi yazısı sayesinde uzun süre önce var olmuş bir halkın kültürünü anlayabiliyor ve efsanelerini öğrenebiliyoruz.

Babillerin gökbilimcileri matematikte usta olduklarından yıldızların çok doğru bir haritasını çıkarmıştı. Tutulmaları ve bu gibi diğer gök olaylarını tahmin etme yetenekleri doğrultusunda rahipler dini törenleri ne zaman yapacaklarını planlayabiliyordu.

Tıp: Babiller fiziksel muayene, tıbbi teşhis ve reçeteyle ilaç verme konseptine öncülük etmiştir.

Mantık ve rasyonelizm tarım ve tıp da dâhil olmak üzere hayatlarının her alanında yer alıyordu.

Mezopotamya ilk toplumların kök salıp büyüdüğü yer olduğu için medeniyetin beşiği olarak adlandırılıyor.

Ekim ve hasat tarihlerini iyi biliyorlardı, suyu gereken yere verebiliyorlardı ve yaşamlarını kolaylaştırmak için gerekli becerileri geliştirme konusunda çok iyilerdi. Cam yapma, tekstil dokuma ve su depolama konusundaki bilgi ve becerilerini de takdir etmek gerek. Bu gösterdikleri gelişmeler sayesinde insanların ulus devletler, siyasi sistemler, yasalar ve dinler oluşturmasına olanak sağladılar.

Metali işlemedeki yetenekleri sayesinde gelişmiş ve daha ölümcül silahlar tasarlıyorlardı. Böylece savaş da insan mirasının bir parçası olmaya devam etmişti.

Birçok eski uygarlık gibi Mezopotamya da birçok ilke imza atmıştı. Bu ilkleri bilmek ve iyice anlamak farkındalığımızı artırmamızı sağlıyor.

 

 

Tarih öğretmenine mi ihtiyacınız var?

Makaleyi beğendiniz mi?

5,00/5 - 1 vote(s)
Loading...

Seda

Spor yapmayı, film izlemeyi seven; farklı bir kültürü keşfederken ilk yemeklerini deneyen bir çevirmenim. Yeni bir dil öğrenmekse hobilerim arasında.