Eski uygarlıklar deyince akla hep Mısır, Yunanistan ve Roma geliyor. Ancak daha fazlası var!

Hominidler yaklaşık 2 milyon yıldır dünya üzerinde bulunuyor.

 

Hominid ağacında bizim yerimiz Homo Sapiens olarak geçiyor. Yaklaşık 300.000 yıldır bu gezegende yaşıyoruz. Alet yapmayı ve kullanmayı atalarımızdan öğrendik.

İyi de bunun konumuzla ne alakası var diye düşünebilirsiniz. 

Birçok hayvan belli aletleri kullanabiliyor olsa da karmaşık aletleri kullanmak ve icat etmek sadece insanlara özgüdür. Bu da insanların akılda canlandırma kapasitesinin diğer türlerden daha büyük olduğu anlamına geliyor.

Akılda canlandırma bizi liderlik ve güç sahibi olmak gibi daha karmaşık düşüncelere sürükler. Ayrıca dinlerin oluşmasına sebep olan felsefi sorular ortaya çıkmaya başlar.

Düşünme yeteneğimizi en iyi şekilde kullanabilmemiz için fiziksel güvenliğimizi sağlamalıyız. Bunun için yemek yiyebilmeli, barınacak bir yerimiz olmalı ve kendimizi yırtıcılardan koruyabilmeliyiz.

Eksi tarihlerde yaşayan insanlar, kalabalığın daha güvenli olduğunu fark ettiler. Avlanmak ve beslenmek için bir araya geldiler. Daha sonra kaldıkları yerde kendi yiyeceklerini yetiştirmeye başladılar.

Böylece topluca yaşayabilmek için bir düzen kurdular. Yasalar oluşturuldu, hükûmetler kuruldu ve hiyerarşi ortaya çıktı. Liderler, tüccarlar, vaizler...

İnsanlar amaçlarını ve kökenlerini açıklamak için efsaneler yarattılar ve yıldızların gizemini ortaya çıkarmak gözlerini havaya diktiler. Kurdukları düzeni bozmaya çalışan herkese karşı savaştılar.

Daha sonra kendi kabilelerine daha fazla kaynak sağlamak için savaştılar.

Tüm kabileler eşit miydi? Bir kültürü uygarlıktan ayıran şey nedir?

Bir uygarlığın özellikleri şunlardır:

  • Büyük şehirler: Yol, su ve kamu binalarıyla birlikte yerleşik hayat
  • Önemli mimari yapılar: Kiliseler, tapınaklar vs.
  • Karmaşık kurumlar: Hükûmet, eğitim, barışı koruma kuruluşları ve dini kuruluşlar
    Dış ticaret de bu kuruluşlardan biri olarak kabul edilebilir.
  • Uzman işçiler: Esnaf, tüccarlar, çiftçiler, öğretmenler...
    Bu işçiler uygarlığın bir başka özelliği olan toplumsal tabakalaşmayı oluşturdu.
  • Yazı dili
  • Teknoloji

Şimdi bu yazımızda yedi medeniyeti inceleyeceğiz. Aztek Maya İnka Yunan, hepsine tek tek bakacağız. Bunlar bir uygarlık mı yoksa sadece büyük bir etki yaratmış toplumlar mı siz karar verin!

Şimdi arkeoloji ve tarih bilginizin tozunu atma zamanı!

Mezopotamya: İlklerin Ülkesi

Eski mezopotamya medeniyeti
Yazıyı ilk bulan Sümerler, bize büyük sanat eserlerini miras bırakmıştır. | Kaynak: Pixabay

Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan bu ülkeye, hem su kaynaklarının bolluğu hem de zengin toprağı nedeniyle Bereketli Hilal adı verilmiştir.

Mezopotamya medeniyeti bünyesindeki büyük yerleşimler çoğunlukla Dicle'nin doğu kıyısında yer alıyordu. Dicle Nehri ile Zagros Dağları arasındaki bölge özellikle tercih ediliyordu. Kısa süre sonra burada büyük şehirler ortaya çıktı.

Toprak, ekin ve sığırlar için ağız dalaşı ediliyordu. Her iki tarafı da kavgada yer almayan şehirlerden birer temsilci temsil ediyordu. Bunun sonucunda ittifaklar doğdu. Bu ittifak kuran şehirler daha sonra ticari, kültürel ve diplomatik ilişkiler kurdular.

En sonunda bir kabile tüm bölgeyi fethetti ve bir imparatorluk kurdu. Bu şekilde merkezi bir hükûmet kurulduktan sonra başka toprakları da ele geçirmeye başladılar.

İmparatorlukları krallar ve hanedanlar yönetiyordu.

Akad İmparatorluğu düştükten sonra Mezopotamya'nın bünyesinde iki imparatorluk vardı: Kuzeyde Asuriler ve güneyde Babiller.

Babil İmparatorluğu, kurak toprakları sulama ve çamurlukları boşaltmada buldukları yöntem sayesinde gelişti.

Hatta daha önce Arşimet'in icat ettiği düşünülen vidalı pompanın Babil'in Asma Bahçeleri'ni sulamak için kullanıldığı düşünülüyor.

Mezopotamyalıların teknoloji alanındaki başarıları da oldukça önemlidir.

Sadece suyu nasıl kullanacaklarını keşfetmekle kalmadılar; Topraklarını pullukla sürmeyi buldular, müzik aletleri icat ettiler ve altmışlık sayı sistemini geliştirdiler.

Sümer sayı sistemini günümüzde de saniye, dakika ve saati belirlemek için kullanıyoruz.

Ayrıca en eski yazma sistemlerinden biri olan çivi yazısını buldular. Kral Ur-Nammu bize mirasını bu yazı sistemi sayesinde bıraktı: Ur-Nammu Kanunları.

Bu kanunları bizzat kendisi yazmamış olabilir tabii. Yazıları yazmak ve muhafaza etmek, katiplerin göreviydi. Katipler hiyerarşide tüccar ve askerlerin üstünde yer alıyordu.

Mezopotamya'da toplumsal tabakalaşma, karmaşık kuruluşlar, önemli mimari yapılar olduğunu öğrendik. Bazı tapınakları ve zigguratları günümüzde bile varlığını koruyor. Ayrıca uzman işçiler, yazılı bir dil ve teknolojik gelişmeler olduğunu gördük.

Tüm bu niteliklerle Mezopotamya'yı ilk uygarlıklardan biri olarak kabul ediyoruz.

Antik Yunanlar: Mükemmelliğinin Peşinde

Dünya medeniyetleri ve tarihleri hakkında az çok bir bilginiz varsa Antik Yunanların hem hayatta kalma hem de kültürlerini geliştirme yolunda önlerine kimsenin ve hiçbir şeyin çıkmasına izin vermediğini biliyorsunuzdur.

Arkeolojik keşiflere göre bugün Yunanistan olarak bildiğimiz bölgedeki insan varlığı Paleolitik Çağ'a kadar dayanıyor: 10.000 yıl önce sona eren bir dönem.

Ege Denizi'ndeki Kiklad Adaları, ticaret yolunda önemli bir mola yeriydi. MÖ 3000 yılında kültürleri başlı başına bir medeniyet hâline geldi.

Ayrıca Girit Adası'nda bazılarına göre ilk gelişmiş Avrupa medeniyeti olan Minos Uygarlığı Akdeniz, Ege ve İyon denizlerindeki topluluklarla yoğun ticaretler yapıyordu.

Bu ticaret ilişkileri beraberinde kültürel ihracatı getirdi. Ortak bir dil ve ticaret için para birimleri oluşturuldu. Müzik, yiyecekler ve hatta hikâyelerin toplumlar arasında yayılması da kaçınılmazdı.

Minoslular iç mekân tesisatlarındaki gelişmiş teknolojileri ve daha yerleşmiş dini inançları ile ada sakinlerine medeniyeti getirip Kikladlar'dan edindikleri yararlı bilgileri uyguladılar.

Minos Uygarlığı'nın neden yok olduğu ise hâlâ belli değil: Santorini (diğer adıyla Thera) patlaması tüm uygarlığı yeryüzünden sildi mi yoksa uygarlık fetih mi edildi?

Bulgulara göre Minoslular volkanik tabakanın üstünde yaşamıyordu. Yani istila edilmiş olmaları daha yüksek bir ihtimal.

Mikenler ise Yunanistan topraklarındaki ilk gelişmiş uygarlıktı. Getirdikleri pek çok yenilikten biri de yazıtlarında detaylıca açıklanmış olan saray merkezli yönetim sistemiydi.

Bu yazılarda toplumsal özelliklerinin yanı sıra Yunan tanrılarına inancın ortaya çıkışını da görüyoruz.

Dorianlar burayı işgal ettiklerinde topluluk dağıldı ve hükûmet düştü; Yunan Karanlık Çağı başladı. Bu dönemde insanlar karaya dağıldı ve küçük tarım toplulukları oluşturdu.

Yunanlılar yenilmez güçleri ve ruhlarıyla bastırılmayı reddetti.

Karanlık Çağ'dan çıkıp yeniden şehirlerini ve toplumlarını oluşturmak isteyen Yunan medeniyeti bir kez daha yükseldi. Bu kez kültürlerini çok geniş bir alana yaydılar.

Yunan Medeniyeti, Akdeniz'den Anadolu'ya kadar en gelişmiş uygarlık kabul edildi.

Antik uygarlıklar ve Yunan medeniyeti
Partenon yani Athena'nın tapınağı, Antik Yunan Medeniyeti'nin en ünlü anıtlarından biridir. | Kaynak: Unsplash

İnkalar: Siyaset Ustaları

Sümer ve Yunanlılardan farklı olarak İnka benzer bir yazı sistemi geliştirmedi.

İnka toplumunda kullanılan "quipu"nun, düğümlü iplerden oluşan bir kayıt ve hesap sistemi olduğuna inanılıyor. Çeşitli renklerdeki sicimlerle uygulanan bu sistemin şifresini çözmek için günümüzde çalışmalar devam ediyor.

İnka Medeniyete dair edindiğimiz bilgiler çömlek tasvirlerinden ve İspanyolların kayıtlarından geliyor.

Maalesef değerli metallerle yapılan müthiş sanat eserleri İspanyollar tarafından eritildi. Daha sonra tüm İnka altınları ve gümüşleri İspanya'ya gönderildi.

İspanyollar İnka topraklarına vardıklarında herkesin mutlaka bir iş sahibi olmasına çok şaşırmışlardı. Ortalıkta tek bir dilenci, serseri veya ayyaş yoktu.

Daha sonra İnka hükûmet sistemine göre herkesin toplumsal statüsü ve becerilerine göre imparatorluğa hizmet etmek üzere görevlendirildiğini öğrendiler. Bu görev sistemini etkili politikalarla ve halkı tembelliği ihbar etmeye teşvik ederek uyguladılar.

Aile ve çocuklar İnka toplumu için çok önemliydi. Bu nedenle bebek ölüm oranının yüksek olması onlar için çok üzücü bir şeydi.

Bir çocuk ailenin gerçek bir üyesi kabul edilmeden önce hayatının ilk yıllarında "wawa" yani "bebek" olarak adlandırılırdı.

Çocuk yaşamını yitirmeyince aileye resmi olarak kabul edilmesiyle "rutuchikuy" adında bir tören yapılırdı.

Bu tören sırasında bebeğin cinsiyeti açıklanır ve ona bir isim verilirdi. Ayrıca törende bebeğin saçı ilk defa kesilir, aile üyeleri arasında tutam tutam dağıtılırdı. Aile üyeleri bir tutam aldıktan sonra karşılığında bir eşya veya oyuncak verirdi.

İnkalar tıp alanında da ilerlemişti. İlk defa beyin ameliyatı yapmışlar ve anesteziyi kullanmışlardı. İspanyolların getirdiği hastalıkları ve bebeklerin ölüm nedenlerini çözmek için de uğraşıp ellerinden geleni yapmışlardı.

İnkalardan miras kalan çömleklerin yanı sıra yolları ve su kemerleri gibi muhteşem yapıları da günümüzde varlığını koruyor. Bu yapılardan en önemlisi ve belki de en güzeliyse Peru'da bulunan Machu Picchu.

İnkaların tüm bu yaptıkları ve getirdikleri yeniliklerle bir uygarlık olmalarında eksik kalan tek kriter ise yazılı bir dilleri olmaması.

Ancak arkeologlar kayıt tutma cihazları yani quipuları hakkında daha çok şey öğrendikçe kodladıkları mesajların aslında daha karmaşık olduğunu keşfediyoruz.

Avustralya Aborjinleri: Taş Devri'ne Ziyaret

Avustralya olarak bildiğimiz topraklara insanların nasıl ulaştığı belirsiz. Teorilerden biri, insanların bir çeşit gemi inşa ederek oraya gittiği yönünde.

Bu teorinin doğruluğu kanıtlanırsa ülkenin ilk sakinleri, suda yolculuk eden ilk insanlar olarak kabul edilecektir.

Ancak bu topraklara geldiklerinde bölgede en az 65,000 yıl öncesine dayanan insan faaliyetlerine dair kalıntılar vardı.

İngiliz sömürgesi önceki Avustralya'ya dair herhangi bir yazılı kayıt bulunmuyor. Çünkü Avustralyalılar yazılı iletişimin hiçbir türünü kullanmamıştır.

Diğer topluluklarla bazen bir mesaj çubuğu aracılığıyla iletişim kuruyorlardı. Yaklaşık 30 cm uzunluğundaki bir tahta parçasında belirli işaretler yer alıyordu. Ancak tabii ki bu bir yazılı iletişim türü olarak kabul edilemez.

Avustralya'nın yerlileri binlerce yıl tek bir çatı altında yaşadılar. İnanç sistemleri nedeniyle bu toprakların idare hakkı ellerinde değildi ancak hem toprağa hem de kendilerine iyi bakmayı kendilerine görev edindiler.

Hiç şehir kurmamış olmalarının sebebi bu olabilir. Belki de bunun topraklarına zarar vereceğini düşündüler. Bu teori de İngiliz inşaat kolonilerine karşı duydukları öfkeyi açıklar nitelikte aslında.

Ayrıca avcı-toplayıcı olmalarının nedeni tek bir yerde çok uzun süre kalmamış olmaları olabilir. En önemli başarılarından biriyse ateşi kullanmada ustalaşmalarıydı. 

Yiyecek çeşitliliğini artırmak için ormanlardaki çalıları düzenli olarak yakan çiftçileri bulunurdu. Ateşi aynı zamanda zehirli böcek ve yılan gibi tehlikeli canlılardan korunmak için  kullanırlardı.

Topraklar üzerindeki düzeni sağlarken diğer kabilelere ve kabilelerin kadınlarına ve çocuklarına karşı şiddete de başvururlardı.

Yakın mesafede taş uçlu mızraklar daha çok işe yarasa da kabileler arası çatışmalarda bumerang kullanmayı tercih ederlerdi.

Avustralya Aborjinleri kendi dillerini yazıya dökmek için herhangi bir sistem geliştirmediler. Herhangi bir şehir, hükûmet veya büyük kuruluşlar kurmadılar.

Genelde erkekler kadınlardan daha üstün görülse de herhangi bir sosyal hiyerarşi, toplumsal tabakalaşmaya sebep olacak uzman işçiler veya liderler yoktu. Mimari yapılara da kesinlikle yer vermemişlerdi.

Daha önce bahsettiğimiz kriterleri göz önünde bulundurduğumuzda görüyoruz ki ilk Avustralyalılar bir uygarlık oluşturmamıştır.

Aborjinlerin antik uygarlıkları
Ayer Kayası olarak da bilinen Uluru, Avustralya yerlileri için çok büyük bir öneme sahiptir. | Kaynak: Unsplash

Mayalar: Matematik Dâhileri

Mayalar, uygarlık kelimesinin tüm niteliklerini taşıyarak bu ismi en çok hak eden medeniyettir.

Maya medeniyeti farklı bir hiyerarşiye sahip karmaşık topluluklar yarattı. Muhteşem mimari yapılar ve şehirler yaptılar. Teknolojide ilerleme katettiler.

Arkeologlar Maya yapılarını, heykellerini ve çömleklerini süsleyen gliflerin sadece ayrıntılı karalamalar olduğunu düşündü. Ta ki 1952'de Rus dilbilimci Yuri Knorosov o "karalamaları" keşfedene kadar.

O zamanlar Soğuk Savaş'tan dolayı Rusya'yla alakalı hiçbir şeye güvenilmiyordu. Ayrıca dönemin arkeologları bu sembollerin bir tür hatıra olduğunu; Tanrılara gösterilen hürmeti simgelediğini düşündü.

Daha sonra tanınmış bir Maya tarihçisi olan Tatiana Proskouriakoff, bir tapınağın zemininde içinde üç tarih yazan bir glif keşfetti. İkisinin yanında birer sembol bulunuyordu.

Kendisi daha sonra bu tarihlerin orada gömülen kralın doğum, yükseliş ve ölüm tarihleri olduğunu fark etti.

Tüm dünya Mayaların barışçıl, dindar ve eğitimli insanlar olduğunu değil; acımasız ve kana susamış olduğunun farkına vardı.

Mayaların tarihine dair yazılı belgelerin İspanyollar tarafından tamamen yok edildiği düşünülüyordu. Ancak daha sonra hemen hemen her lento, dikili taş ve tapınakta bir işaret, bir hikâye olduğu fark edildi. Tek yapmak gereken bu işaretleri yorumlamaktı.

Mayalar M.Ö. 3. yüzyıldan beri her şeyi yazıya döküyordu. Askeri fetihlerde yaptıklarını ve mahkûmlara nasıl davrandıklarını hiç çekinmeden yazmışlardı.

İspanyol psikopos, Mayaların dört kitabı hariç tüm kaynaklarını yakmamış olsa kim bilir daha neler öğrenecektik...

Antik Mısır: Üstün Medeniyet

Şöyle bir sahneyi gözünüzde canlandırın: Kabilenizle günlerdir kuzeye doğru yürüyorsunuz. Afrika'nın merkez bölgesinden yola çıktınız ve nehri takip ederek ilerliyorsunuz. Siz yürüdükçe topraklar genişliyor, güzelleşiyor ve arazi gittikçe daha yeşil oluyor.

Arazide yiyecek bol, avlanacak hayvan ve etraftaki bitkiler bol. Dağılan diğer kabilelere rağmen sizin kabileniz kalmaya karar veriyor. Sonuçta orada her şeyden herkese yetecek kadar var.

Eski Mısır Medeniyeti'nin tam olarak nasıl meydana geldiğinini söylemek zor. Ama bilinen bazı gerçekler yok değil.

Yaklaşık 5000 yıl önce Nil'in etrafında koloniler kuruldu ve her biri yeni aletler üretme ve komşu kabilelerle ticaret yapma konusunda ilerleme kaydediyordu.

Daha sonra diplomasi ve savaş yoluyla Mısır'ın iki yarısını birleştiren Menes, Mısır tarihinde yerini aldı.

Kendisi Memfis'in iki bölgenin ortasında olduğuna karar verir, burayı başkent yapar ve kendini kral ilan eder. Böylece Mısır'da yaklaşık 3000 yıl süren hanedanlık yönetimi başlar.

Birçok eski uygarlıkta olduğu gibi Mısır'da da iyi işleyen hükûmetlerle yerleşik şehirlere geçiş çok kolay olmadı. Yasaları olan adil bir topluma giden yol tabii ki engebeliydi.

Ülkede meydana gelen sosyal, politik ve askeri ayaklanmalar, medeniyetin üç kez çökmesine neden oldu. Her seferinde her şey yeniden inşa edildi.

Bazı krallar o kadar kibirliydi ki miraslarına miras katmak için hazineleri yağmaladılar. Bazıları o kadar dindardı ki tüm Tanrıları reddedip sadece birine inanmayı seçti. Bazı krallar ülkeyi yönetmek için çok gençti. Onlar belli bir yaşa gelene kadar görevi anneleri devralıyordu.

Hatta krallardan biri annesi ölene kadar hükümdar olmasına seve seve izin vermişti.

Papirüs ve piramitler, resimler ve heykellerle ilgili öğreneceğiniz çok şey var. Antik Mısır Uygarlığı keşfedilmeyi bekliyor!

Antik uygarlıklar ve Mısır
Sfenks ve piramitler Mısır'ın en ünlü sembolleridir. | Kaynak: Unsplash

Aztekler: Usta Tarımcılar

Aztek Uygarlığı, kanlı savaşları ve acımasız kurbanları gibi birçok konuda ün yapmış bir uygarlıktır.

Başlangıçta Meksikalı olarak bilinen halkının muhtemelen Kuzey Amerika'dan göç ettiği düşünülüyor ama kesin bir bilgi yok.

Bununla birlikte göze çarpan bir gerçek var: Aztekler Mezoamerika'ya gelen son göçebe kabileydi. Bu nedenle yerleşebilecekleri bir toprak bulmada biraz zorlandılar.

Kraldan sürekli yardım istemeleri kurnaz bir siyasi manevra mıydı?  Yoksa o çok bahsedilen kibirleri yaşadıkları şehir gelişince ve toplum kalkınınca mı ortaya çıktı?

Elbette önce kralın düşmanlarına boyun eğmeleri ve sonra kralın şehirdeki kabilelere egemen olmak için Azteklere verdiği topraktan tüm halkı sürmesine neden olan korkunç bir olayın yaşanması, onları bu duruma getirmiş olabilir.

Ayrıca Aztekler, bir ülkeyi işgal ettiklerinde bunun kutsal bir işaret olduğuna inanıyorlardı. Bu nedenle Mezoamerika'daki diğer tüm şehirlere rakip olacak bir şehir inşa etmeye başladılar.

İşgal etmenin kaderlerinde olduğunu düşündükleri yer, gölün ortasındaki bir adaydı. Aztekler böyle bir fırsatı kaçıramazdı.

Kısa süre içinde harika tapınaklar, bir kraliyet sarayı ve devlet daireleri, okullar ve ticaret kuruluşları gibi kamu binaları inşa etmeye başladılar.

Bir adada yaşadıklarından çok fazla toprakları vardı. Buna ustaca bir çözüm getirdiler.

Toplumları karmaşık olduğu için günlük yaşamlarındaki olayların ve resmi işlemlerin kaydını tutmak için detaylı bir yazı sistemi geliştirdiler.

Erkek, kadın, zengin, fakir... Azteklerin hepsi okumayı, yazmayı ve matematik işlemleri yapmayı öğrendi. Daha sonra becerileri doğrultusunda tıp, astronomi ve tarih alanlarında kendilerini geliştirmeye devam ettiler.

Azteklerin her şeyi vardı! Muhteşem mimari yapıları, karmaşık kuruluşların yer aldığı büyük bir şehir, nitelikli işçiler, büyük topraklar...

Tuttukları kodeks ve kitaplar sayesinde teknolojinin gelişmesiyle bu uygarlığı daha yakından tanıma fırsatı yakaladık.

Kaydettikleri ilerlemelerle 100 yıldan kısa bir süre içinde göçebe kabileden yerleşik uygarlığa geçtiklerini göz önünde bulundurursak kanlı savaşları ve barbarlıklarıyla hatırlanmaları gerçekten biraz üzücü aslında.

Dünyada altı medeniyet beşiği olduğu söyleniyor. Bu toplumlar, günümüzde insanların yasalar ve inançlarla nasıl iç içe yaşayacağını da belirledi.

Bu insanlar yani atalarımız, Tanrıları ve liderlerinin şerefine muhteşem yapılar inşa ettiler. Gelecek nesillere miras bırakmak için yeni sistemler icat ettiler. 

Mezopotamyalılar, Yunanlar, Mısırlılar, Aztekler ve Mayalar farklı başarılara imza atmış atalarımızdır aslında. Her eski toplumun bir uygarlık olduğu söylenemez. Ancak atalarımızın hepsinin bizlere çok zengin bir miras bıraktığı doğru!

Tarih öğretmenine mi ihtiyacınız var?

Makaleyi beğendiniz mi?

5,00/5 - 1 vote(s)
Loading...

Seda

Spor yapmayı, film izlemeyi seven; farklı bir kültürü keşfederken ilk yemeklerini deneyen bir çevirmenim. Yeni bir dil öğrenmekse hobilerim arasında.