Bazı şiirler vardır, insan onları bir kez okur ama içinden hiç çıkmaz. Yıllar sonra bir yerde bir dizeye rastlarsınız ve bir anda o duygu geri gelir. Şiirin garip bir tarafı var zaten; birkaç kelimeyle insanın içinde kocaman bir yer açabiliyor.
Şiir, hayatın içinden çekilmiş bir özdür.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Geçekten de şiir çoğu zaman hayatın en yoğun anlarından doğar; bir ayrılığın ardından kalan sessizlikten, bir hatıranın ansızın içe düşen sızısından, insanın kalbinde uzun süre dolaşan o tarif edilmez duygudan. Şair bütün o karmaşayı, bütün o dağınık duyguları alır ve kelimelerin içinden süzerek birkaç dizeye indirir. Geriye yalnızca duygunun en yoğun, en saf hâli kalır. Bu yüzden iyi bir şiir okunduğunda insan bazen kendi hayatından bir parçayı görür ve bir dize, hiç beklemediği bir anda insanı vurur.
Şimdi gelin, Türk edebiyatında iz bırakmış şairlerden bazılarına ve onların unutulmaz dizelerine biraz daha yakından bakalım. İlk duraklardan biri, modern Türk şiirinin en güçlü seslerinden biri olan Nazım Hikmet.
Nazım Hikmet
Nazım Hikmet, Türk şairlerine ilham veren yegane ve sesi en güçlü çıkan şairlerden biri. Onun dizelerinde yalnızca aşk ya da özlem değil, memleket, insan ve hayatın kendisi vardır. Şiirleri bazen coşkulu, bazen hüzünlü ama her zaman içten bir ses taşır. Bu yüzden Nazım Hikmet’in yazdığı pek çok şiir, yıllar geçse de hâlâ okunmaya ve paylaşılmaya devam ediyor.
Onun şiirlerinde insan kendine yakın bir şey bulur. Çünkü Nazım Hikmet, büyük duyguları bile sade ve güçlü bir dille anlatmayı başarır. Bu yüzden ortaya çıkan pek çok dize bugün hâlâ en sevilen şiir örnekleri arasında yer alıyor.
Davet
Seni düşünmek güzel şey,
ümitli şey,
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum...

Seviyorum Seni

seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
ağır posta paketini -neyin nesi belirsiz-
telaşlı sevinçli kuşkulu açar gibi
seviyorum seni
denizi uçakla ilk defa geçer gibi
istanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan birşeyler gibi
seviyorum seni
"yaşıyoruz çok şükür!" der gibi
Sevdiğinize söyleyebileceğiniz en güzel sözleri keşfetmek için linke tıkla!
Seni Düşünmek
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

Nazım Hikmet’in şiirleri yalnızca duygulara değil, aynı zamanda hayata da dokunur. Belki de bu yüzden onun dizeleri yıllar geçse bile eskimez; her okunduğunda yeniden anlam kazanır.
Nazım Hikmet’in şiirleri bir dönem Türkiye’de uzun yıllar yasaklıydı. Kitapları basılamıyor, şiirleri açıkça okunamıyordu. Ama buna rağmen dizeleri el yazısıyla çoğaltılıp elden ele dolaştı. İnsanlar onun şiirlerini defterlere yazdı, birbirlerine ezberden okudu.
📝 20+ şiir kitabı
🌍 50’den fazla dile çevrilen şiirler
⛓ 13 yıl süren hapis hayatı
📚 Roman, oyun ve senaryolarla zengin bir edebiyat üretimi
✍️ Türk şiirinde serbest ölçünün öncülerinden biri
Yalnızca Türkçe'de değil diğer kültürlerden de en anlamlı sözleri merak ediyorsan linke tıkla!
Orhan Veli
Nazım Hikmet’in güçlü ve coşkulu sesi Türk şiirinde ayrı bir yer tutar. Ama şiirin yönünü değiştiren bir başka isim de Orhan Veli’dir. O, şiiri ağır sözlerden ve süslü anlatımlardan çıkarıp gündelik hayatın içine taşıdı. Sokaktaki insanı, küçük anları ve basit görünen duyguları şiirin konusu yaptı.
Bu yüzden Orhan Veli’nin şiirleri ilk okunduğunda çok sade görünür. Ama o sadeliğin içinde insanın içini yakalayan bir samimiyet vardır. Belki de bu yüzden onun dizeleri yıllardır dilden dile dolaşır ve Türk edebiyatının en sevilen şiir örnekleri arasında yer alır.
Orhan Veli’nin en çok bilinen şiirlerinden biri de “Anlatamıyorum"dur. Şiirin şu dizeleri, birçok insanın hissettiği ama kelimelere dökmekte zorlandığı o duyguyu anlatır:

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Bu dizelerde büyük sözler yoktur; ama insanın içini yakan ve hemen yakalayan bir duygu ki aman aman... Orhan Veli’nin şiirinin gücü de tam burada saklıdır işte. Sade ama doğrudan kalbe dokunan bir anlatımı ustalıkla kullanan ender şairlerdendir. İşte Orhan Veli'yi Orhan Veli yapan en ünlü şiirlerinden bir diğeri İstanbul'u dinliyorum şiiri... Türkçe kursları istanbul seçeneklerin için bağlantıya tıkla
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık,
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski âlemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Bu dizelerde de yine Orhan Veli’nin şiirine özgü o sakin ve doğal atmosfer hissedilir. Büyük sözlere ihtiyaç duymadan bir şehrin ruhunu birkaç satırda kurabilmesi, onun şiirinin en güçlü taraflarından biridir. İşte Türkçe'nin gücünü ortaya çıkaran müthiş bir şair örneğine geçelim. Cemal Süreya'ya... Türkçe özel ders seçeneklerin burada!
Ahmet Arif
Türk şiirinde bazı şairler vardır; çok fazla şiir yazmazlar ama yazdıkları dizeler yıllarca hafızalardan silinmez. Ahmet Arif de böyle bir şairdir. Şiirleri sayıca çok değildir ama her biri yoğun bir duygu
Adiloş Bebenin Ninnisi
Doğdun,
Üç gün aç tutuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...
Bu,namustur
Künyemize kazılmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara,
Sarıl da büyü.
Ay Karanlık
Maviye,
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine.
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...

Hani Kurşun Sıksam Geçmez Geceden
Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...
Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası korugan'ların.
Ölünmüş, canım, ölünmüş
Murad alınmış...
İçerde
Haberin var mı taş duvar
demir kapı, kör pencere,
yastığım, ranzam, zincirim
uğruna ölümlere gidip geldiğim,
zulamdaki mahzun resim,
haberin var mı?
görüşmecim yeşil soğan göndermiş
karanfil kokuyor cigaram
dağlarına bahar gelmiş memleketimin

Cemal Süreya
Cemal Süreya’nın şiirlerini okurken insanın aklına hep aynı duygu gelir; aşk. Ama onun yazdığı aşk, büyük ve gürültülü bir şey değildir. Daha çok insanın içinden sessizce geçen, bazen bir bakışta bazen küçük bir cümlede saklı kalan bir duygudur.
Cemal Süreya’nın dili çok süslü değildir ama son derece inceliktir. Birkaç kelimeyle insanın kalbine dokunmayı başarır. Bu yüzden onun dizeleri yıllardır en çok paylaşılan şiir örnekleri arasında yer alır. İnsan bazen bir cümlesini okur ve kendi duygularını bulmuş gibi hisseder.
Sizin Hiç Babanız Öldü mü?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Yazmam Daha Aşk Şiiri
Oydu bir bakışta tanıdım onu
Kuşlar bakımından uçarı
Çocuk tutumuyla beklenmedik
Uzatmış ay aydınlık karanlığıma
Nerden uzatmışsa tenha boynunu
Dünyanın en güzel kadını oydu
Saçlarını tarasa baştan başa Rumeli
Otursa ama hiç oturmaz ki
Kan kadını rüzgârdı atların
Hep andım ne yaşanır olduğunu
En çok neresi mi ağzıydı elbet
Büyün duyarlıklara ayarlı
Öpüşlerin türlüsünden elhamra
Sınırsız denizinde çarşafların
Bir gider bir gelirdi işlek ağzı
Ah şimdi benim gözlerim
Bir ağlamaktı tutturmuş gidiyor
Bir kadın gömleği üstümde
Günün maviliği ondan
Gecenin horozu ondan
Cemal Süreya’nın soyadındaki “y” harfinin eksik olduğunu biliyor muydunuz? Aslında soyadı “Süreyya” idi. Ancak üniversite yıllarında arkadaşlarıyla girdiği bir iddiayı kaybedince soyadındaki bir “y” harfini sileceğine söz verir ve o günden sonra adını Cemal Süreya olarak kullanmaya başlar.
İki Kalp
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Üstü Kalsın
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
Ne harika dizeler değil mi? Belki de bu yüzden Cemal Süreya’nın şiirleri yalnızca okunmaz; çoğu zaman birine gönderilir, bir mektuba eklenir ya da bir anda akla düşer. Çünkü bazı güzel şiirler vardır, insan onları yalnızca kendisi için değil, sevdiği biri için de hatırlar.
Türkçe iyi kullanıldığında ne kadar da vurucu bir dil olabiliyor öyle değil mi? En güzel ders Türkçe özel ders seçeneklerin için bağlantıya tıkla!
Cahit Sıtkı Tarancı
Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde insan hayatının en sade ama en gerçek duygularını görür. Onun dizelerinde bazen çocukluk hatıraları vardır, bazen zamanın hızlı geçişi, bazen de insanın içini sessizce yoklayan bir düşünce. Şiirleri büyük sözlerle değil, insana çok tanıdık gelen duygularla ilerler.
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Attila İlhan
Attila İlhan’ın şiirlerini okurken insanın aklına hep aynı şey gelir; gece. Bir şehir, biraz yağmur, biraz yalnızlık… Onun dizelerinde böyle bir hava vardır. Sanki bir sokakta yürüyormuşsunuz da bir anda bir şiirin içine düşmüşsünüz gibi.
Attila İlhan aşkı da yalnızlığı da büyük ve yoğun duygularla anlatır. Ama bunu yaparken okuru zorlayan bir dil kullanmaz. Dizeleri akıp gider, ama içinde hep güçlü bir duygu taşır. Bu yüzden onun yazdığı pek çok şiir örnekleri yıllar geçse de unutulmaz.
📝 30+ şiir kitabı
📚 40’tan fazla eser (şiir, roman, deneme)
🎬 10+ senaryo ve televizyon çalışması
✍️ 60 yıla yakın yazarlık hayatı
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir.
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Şiir bazen yalnızca birkaç dizeden ibarettir ama insanın içinde bıraktığı iz çok daha büyüktür. Bir şairin yıllar önce yazdığı birkaç kelime, başka bir zamanda, bambaşka bir insanın kalbine dokunabilir. Belki bir akşam yürürken aklınıza düşer, belki bir ayrılığın ortasında, belki de hiç beklemediğiniz bir anda.
Nazım Hikmet’in özgürlüğe çağıran sesi, Orhan Veli’nin sade ama içten dizeleri, Cemal Süreya’nın incelikli aşkları, Attila İlhan’ın şehir kokan yalnızlığı ve Cahit Sıtkı’nın zamana dokunan satırları… Hepsi Türk edebiyatının hafızasında yer etmiş güçlü şiir örnekleri olarak yaşamaya devam ediyor.
Yapay zekâ ile özetle










Sayın yönetici arkadaşım size 2 tane güzel şiir gönderiyorum. Sitenizde yayıınlayın lütfen. Çünkü şu anda sadece doğaya ve köye ihtiyacımız var. Saygılarımızla.
YEŞİL BİR DÜNYA İSTİYORUM
Betonların az, bahçelerin, parkların bol olduğu,
Akaryakıt kullanımının az, oksijenin bol olduğu,
Yakılan ağaçların olmadığı, dikilen ağarların bol olduğu,
Çevre dostu insanların olduğu bir dünya istiyorum.
Mermilerin, bombaların uçmadığı, beyaz güvercinlerin uçtuğu,
Yok olan dostlukların üzerine sevgi tomurcuklarının serpiştiği,
Öldürülen Filistinli kardeşlerimin yerine, huzurun, insanlığın, kardeşliğin doğduğu,
Doğadaki canlılar gibi kardeşçe yaşayacağımız bir dünya istiyorum.
Bilgiden fakir olmayan, bilgili insanların çok olduğu,
Okumaktan hakir, okumanın çok olduğu,
Sevgiden uzak insanların yerine, sevgi saçan insanların olduğu,
Sevgi çiçeklerinin olduğu bir dünya istiyorum.
Tabiatı yok edenlerin yerine tabiat gönüllülerinin olduğu,
Yok olan tabiatın yerine, yeşilin bol olduğu,
Fidansız toprağın yerine, fidanlar bol ekildiği,
Yeşil bir dünya istiyorum.
SALİH ÇETİN
BENİM KÖYÜM
Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
XXX
Akşam olur herkes döner evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Gülabi’nin torunları derler bizlere
Özü başkadır benim köyümün
XXX
Yeşil yeşil meşeleri var dağında
Meyve ağaçları çiçek açar bağında
Her çeşit otlar yeşerir toprağında
Yeşili başkadır benim köyümün
XXX
Köyümün kenarından akar çayı
Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı
Unuttum sanma orda olmayı
Dostluğu başkadır benim köyümün
XXX
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa’ya
Sevgisi başkadır benim köyümün
İbrahim SEVİNDİK