Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimi her dört yılda bir yapılıyor. 1789’dan bu yana uzanan uzun başkanlık tarihinde bugüne kadar 46 başkan görev aldı. Bu zincirin ilk halkası ise George Washington. Adını duymayan neredeyse yoktur; çünkü o yalnızca ülkenin ilk başkanı değil, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucu babalarından biridir. Üstelik yüzü, ABD’nin en bilinen sembollerinden biri olan 1 dolarlık banknotun üzerinde yer alır.
oybirliğiyle seçilen tek ABD başkanıdır.
Fakat Washington’un hayatı bundan çok daha fazlasını barındırıyor. Onu yalnızca bir portre ya da tarih satırı olarak değil, bir dönemin şekillenmesinde etkili olan güçlü bir karakter olarak görmek gerekir. Bu yüzden bu yazıda Washington’un gençlik yıllarına, başkanlık dönemine ve yaşamını belirleyen dönüm noktalarına yakından bakacağız.
1732
Doğumu
Virginia’da dünyaya geldi. Koloni döneminin siyasi ve sosyal atmosferinde büyüdü.
1754
Askerî Hayata Girişi
Fransız ve Kızılderili Savaşı’nda görev alarak askeri tecrübe kazandı. Bu dönem liderlik becerilerinin temeli oldu.
1775
Bağımsızlık Savaşı’na Komutan Olarak Atanması
Kıta Ordusu’nun başkomutanı seçildi. Kolonileri tek çatı altında birleştiren en önemli figüre dönüştü.
1781
Yorktown Zaferi
Bağımsızlık Savaşı’nın dönüm noktası. Washington’un stratejisi İngilizlerin teslim olmasını sağladı.
1787
Anayasa Konvansiyonu Başkanı
ABD Anayasası’nın oluşturulmasında kilit rol oynadı. Yeni devlet sisteminin çerçevesi bu toplantıda çizildi.
1789
İlk ABD Başkanı Seçilmesi
Oy birliğiyle Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başkanı oldu. Federal hükümetin işleyişinin temellerini attı.
1793
İkinci Kez Başkan Seçildi
Dış politika, ekonomik istikrar ve genç devletin birliğini korumaya odaklandı.
1797
Görevden Ayrılması
Üçüncü dönem adaylığını reddetti. Böylece iki dönemlik başkanlık geleneğini fiilen başlattı.
1799
Ölümü
Mount Vernon’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. Arkasında hem askeri hem siyasi bir kurucu miras bıraktı.
George Washington’un Gençlik Yılları
George Washington, 22 Şubat 1732’de Virginia Kolonisi’nde Augustine Washington ve Mary Ball çiftinin oğlu olarak dünyaya geldi. Aile, dönemin köle sahibi büyük çiftlikleri işleten seçkin sınıfındaydı ve kökleri İngiltere’nin Durham bölgesinin alt soylularına uzanıyordu.
Washington daha on bir yaşındayken babasını kaybetti ve yarı yetim kaldı. Bu kayıptan sonra onun eğitiminden ve geleceğinden, kendisinden 14 yaş büyük olan üvey ağabeyi Lawrence sorumlu oldu. Dört yıl boyunca Williamsburg’da okula devam etti; müfredatı basitti ama Washington öğrenme işini okul sıralarıyla sınırlamadı. Özellikle matematik üzerine yoğunlaştı ve kendi kendine çalışarak bu alanda güçlü bir temel oluşturdu.
16 yaşına geldiğinde, komşuları arasında sayılan William Fairfax’ın gelini Sally ile tanıştı. Sally, Washington’un genel kültürünü geliştirmesinde önemli bir rol oynadı. Washington, ölünceye kadar bu kadına yalnızca dostlukla değil, daha derin bağlarla bağlı kaldığını gizlemedi.
1752 yılı ise hayatının yönünü tamamen değiştirdi. Üvey kardeşi Lawrence hastalık nedeniyle genç yaşta hayatını kaybetti. Bunun üzerine George Washington, Potomac Nehri kıyısındaki aile mirası olan Mount Vernon malikanesinin yönetimini devraldı. Bu malikâne, yalnızca bir ev değil; onun gelecekteki siyasi ve askeri kimliğinin sessiz arka planı olacaktı.
Washington’dan günümüze kadar görev yapmış tüm başkanları liste halinde görmek istersen ABD Başkanları Tam Liste iyi bir başvuru kaynağı.
Askeri Kariyerinin Başlangıcı
George Washington’un yolu daha genç yaşlarda askeriyeye uzandı. Askeri kariyerinin parladığı dönem ise 1754 ile 1763 yılları arasındaki Fransız ve Kızılderili Savaşı oldu. Bu savaş, Britanya kolonileri ile Fransa arasında Kuzey Amerika’nın kontrolü için verilen kanlı bir mücadeleydi.

Virginia milislerinde genç bir subay olarak görev yapan Washington, cesareti ve inisiyatifiyle kısa sürede tanınır hale geldi. 1754 yılında bir Fransız devriyesine düzenlediği saldırı savaşı başlatan kıvılcım oldu. Aynı yıl Fort Necessity’deki savunma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı, ancak Washington’un kararlılığı ve hatalarından öğrenme isteği dikkat çekti. Bu durum, ona “yetkin ve potansiyeli yüksek bir lider” olarak ün kazandırdı.
Askeri strateji ve taktik konusundaki tecrübeleri burada şekillendi. Bu deneyim, ileride Amerikan bağımsızlık mücadelesinin başkomutanlığına yükseldiğinde en büyük avantajı olacaktı. 1775-1783 yılları arasında süren Amerikan Bağımsızlık Savaşında Washington, Kıta Ordusu’nun başkomutanı olarak belirleyici bir rol oynadı.
O dönem karşısında duran ordu, eğitimli ve güçlü bir İngiliz ordusuydu. Washington’un elindeki askerler ise deneyimsiz ve çoğu zaman yetersiz donanımlıydı. Yetersiz yiyecek, soğuk kış koşulları, moral bozukluğu ve ağır kayıplar onun için sıradan zorluklardı.
Yine de stratejik zekâsı bu dezavantajları fırsata dönüştürdü. Trenton ve Princeton muharebelerinde yaptığı ani ve beklenmedik saldırılar, savaşın gidişatını değiştiren önemli zaferler oldu. Sonunda 1781’deki Yorktown Muharebesi ile İngiliz ordusunu teslim olmaya zorladı ve kolonileri zafere taşıdı.
Bitmeyen enerjisi, sabrı ve liderlik kararlılığı sayesinde Washington, Amerikan tarihinin en güçlü figürlerinden biri haline geldi. Onun askeri kariyeri yalnızca savaş kazanmakla ilgili değildi; bir ulusun kaderini belirleyen direncin nasıl inşa edileceğini gösteriyordu.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuruluşu
Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nın temel nedeni, Britanya’nın kolonilere uyguladığı ağır vergiler ve kolonilerin siyasi kararlarda söz sahibi olmamasıydı. Bu gerginlik sonunda 1776’da bir dönüm noktasına dönüştü. Kuzey Amerika’nın doğu kıyısındaki 13 Britanya kolonisi, Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalayarak kendi özgür devletlerini ilan etti.
Ancak savaş sadece bağımsızlık için atılan ilk adım oldu. 1783’te Britanya’nın yenilgiye uğraması, genç Amerika’yı bambaşka bir soruyla karşı karşıya bıraktı:
“Şimdi bu ülkeyi nasıl yöneteceğiz?”
Bir ulusun kaderi, kendi karakterinden doğar.
George Washington
İlk deneme, Konfederasyon Maddeleri adı verilen zayıf bir yönetim modeliydi. Merkezî hükümete son derece sınırlı yetkiler veriliyor, devletler neredeyse tamamen bağımsız hareket ediyordu. Bu yapı kısa sürede tıkandı; ortak ekonomi, savunma ve dış politika gibi hayati konularda karar almak neredeyse imkânsız hale geldi. Ülke bir çatı altında birleşmek yerine, sessizce dağılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
Tam bu noktada sahneye yeniden George Washington çıktı.
1787’de toplanan Anayasa Konvansiyonu’na başkanlık eden Washington, yeni devlet düzeninin mimarisini şekillendiren en önemli isimlerden biri oldu. Bu toplantı, Amerika’nın geleceğini belirleyen bir belgeyi, ABD Anayasası’nı, ortaya çıkardı.
Büyük buhran ve dünya savaşları dönemindeki liderlik sürecini merak edenler için Franklin D. Roosevelt: Bir Lider Portresi oldukça bilgilendirici bir içerik.

Bu anayasa ile Amerika artık:
• güçlü bir merkezî hükümete sahip
• eyaletlerin yetkilerini koruyan
• halk egemenliğine dayanan
federal bir cumhuriyet haline geldi.
Washington’un bu süreçteki rolü yalnızca askerî bir liderlik değildi; bir devletin nasıl kurulacağını belirleyen aklın ta kendisiydi.
Amerika’nın Tek Partisiz Başkanı
George Washington’ın başkanlık yıllarında Amerika’nın siyasi hayatı şekillenmeye başlıyordu. Alexander Hamilton’ın öncülük ettiği Federalistler ile Thomas Jefferson’ın liderlik ettiği Demokratik-Cumhuriyetçiler arasında belirgin bir ayrışma oluşmuştu. Buna rağmen Washington hiçbir partiye katılmadı ve Amerika tarihinin tek partisi olmayan başkanı olarak kayıtlara geçti.
Aslında o, parti siyasetinin ülkeyi böleceğini düşünen güçlü bir muhalifti. Genç ve kırılgan bir ulusun hizipleşme yüzünden zayıflayabileceğinden endişe ediyordu. Bu nedenle ünlü veda konuşmasında Amerikalıları açık bir dille uyardı; siyasi partilerin kutuplaşmayı büyüteceğini, ulusal birliği tehdit edeceğini söyledi. Uyarıları değerliydi ama tarihin akışı farklı ilerledi. Nitekim ondan sonra başkan olan John Adams, Federalist Parti’nin önde gelen isimlerinden biri olacaktı.
Ülkenin ilerleyen yıllardaki iç savaş sürecine ışık tutan Abraham Lincoln ve Amerika Tarihi yazısı da tarihsel akışı tamamlama açısından önemli.
Emeklilik Yılları ve Ölümü
Washington 1797’de iki dönemlik başkanlığını tamamladıktan sonra görevden ayrıldı ve Virginia’daki Mount Vernon çiftliğine geri döndü. Burada kendisini tarım çalışmalarına ve arazisinin yönetimine adadı. Yıllar içinde geliştirdiği bu büyük çiftlik, onun için yalnızca bir ev değil, hayatın gürültüsünden çekildiği bir sığınaktı.
Buna rağmen tamamen siyasetten uzaklaşmadı. Ülkenin gidişatını yakından izlemeye devam etti, zaman zaman eski dostlarıyla ve siyasi figürlerle mektuplaşarak görüşlerini paylaştı. Ayrıca Potomac Company adlı girişimde aktif rol aldı. Şirketin amacı, Potomac Nehri üzerindeki ulaşım yollarını geliştirmekti. Washington bu projeyle ticareti kolaylaştırmayı ve bölge ekonomisini güçlendirmeyi hedefliyordu.
Ancak 1799 yılı ağır bir hastalık getirdi. Kısa sürede kötüleşen durumun ardından Washington, 67 yaşında Mount Vernon’daki evinde hayatını kaybetti. Hem askeri hem siyasi yönüyle ardında büyük bir miras bıraktı. Bugün hala Amerika’nın en etkili liderlerinden biri olarak anılıyor; kurucu babalar arasında en saygın ve en çok hatırlanan isimlerden biri.
George Washington, 14 Aralık 1799’da hayatını kaybetti. Hastalığı kısa sürdü ama hızla ağırlaştı. Rivayetlere göre soğuk ve yağışlı bir havada uzun süre dışarıda kalmış, bunun ardından şiddetli bir boğaz enfeksiyonu ve nefes darlığı yaşamaya başlamıştı. Dönemin tıbbi imkanları sınırlıydı; doktorları kan alma gibi o dönem yaygın uygulanan yöntemlere başvurdu ancak bu müdahaleler durumu iyileştirmedi ve sağlık durumu hızla kötüleşti.
Washington’ın ölümü, hem tıbbi eksikliklerin hem de sert kış koşullarının birleştiği talihsiz bir tablo olarak tarihe geçti.
ABD’de Seçimler Nasıl Yapılır?
Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık seçimi her dört yılda bir yapılır ve süreç ilk bakışta karmaşık görünse de aslında belirli adımlara dayanır. ABD’de vatandaşlar başkanı doğrudan değil, dolaylı bir seçim sistemi üzerinden belirler. Bu sistem “Seçiciler Kurulu” (Electoral College) olarak bilinir.
Seçim günü, her eyalette milyonlarca seçmen oy kullanır. Fakat oylar doğrudan başkanı belirlemez; her eyaletin sahip olduğu “seçici” sayısı belirleyicidir. Bu sayı, o eyaletin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki sandalye sayısına göre belirlenir. Toplamda 538 seçici vardır ve başkan seçilebilmek için adayın en az 270 oya ulaşması gerekir.
ABD seçim sisteminin dikkat çeken yönlerinden biri, birçok eyalette uygulanan “Winner Takes It All” yani kazanan her şeyi alır ilkesidir. Buna göre bir eyalette halk oylamasında en çok oyu alan aday, o eyaletteki seçicilerin tamamını kazanır. Örneğin Florida’da bir oy farkla da önde olsanız, tüm seçici oyları sizin hanenize yazılır. Bu nedenle bazı eyaletler, özellikle de nüfusu yüksek olanlar, sonuçları dramatik biçimde değiştirebilir.
Bağımsızlık düşüncesinin nasıl siyasi bir metne dönüştüğünü anlamak için Thomas Jefferson ve Bağımsızlık Bildirgesi yazısı iyi bir devam niteliği taşıyor.
Kasım ayında yapılan halk oylaması tamamlandıktan sonra süreç bitmez. Seçiciler Kurulu üyeleri Aralık ayında kendi eyaletlerinde bir araya gelir ve resmi oylarını kullanırlar. Bu oylar Ocak ayında Kongre’de sayılır ve sonuç resmen onaylanır. Böylece yeni başkan göreve başlamaya hazırlanır.
Bir diğer önemli kural da görev süresidir. ABD Anayasası’na göre bir başkan en fazla iki dönem, yani toplam sekiz yıl görev yapabilir. Bu kural, Washington’ın gönüllü olarak görevi bırakmasının ardından gelenek haline gelmiş ve daha sonra anayasal bir düzenlemeye dönüşmüştür.
Tüm bu süreç, Amerika’nın seçim sisteminin neden bu kadar tartışıldığını ve neden ulusal stratejilerin büyük ölçüde birkaç kritik eyaletin oylarına bağlı olduğunu daha da görünür kılar. Seçim yalnızca bir yarış değil; çok katmanlı bir denge oyunu niteliği taşır.
Résumer avec l'IA :









