Franklin Delano Roosevelt, Amerika Birleşik Devletleri’nin 32. başkanıydı ve tam 12 yıl boyunca görevde kalarak ülke tarihinin en uzun süre başkanlık yapan ismi oldu. Ölümünden yalnızca birkaç yıl sonra 22. Anayasa Değişikliği kabul edildi ve böylece bir kişinin en fazla iki kez başkan seçilebileceği resmen güvence altına alındı. Bu nedenle Roosevelt, iki dönemden fazla görev yapan tek başkan olarak tarihteki yerini koruyor.
Başkanlığından geriye kalan en güçlü iz, Büyük Buhran’la mücadele etmek için uygulamaya koyduğu kapsamlı iç politika reformları. Kısacası New Deal döneminin tüm o sarsıcı dönüşümü. Roosevelt’in hayatını, siyasi başarılarını ve ülke tarihine bıraktığı kalıcı etkiyi daha yakından tanımak istiyorsan okumaya devam etmek iyi bir fikir olur.
ABD’nin en erken dönem liderlerini anlamak için George Washington: ABD’nin İlk Başkanı yazısına da mutlaka göz atmak gerekiyor.
Roosevelt’in Gençlik Yılları
Franklin Delano Roosevelt, 30 Ocak 1882’de New York eyaletinin Hyde Park kasabasında dünyaya geldi. Ailesi, annesi Sara Roosevelt ve babası James Roosevelt sayesinde dönemin en varlıklı ve saygın ailelerinden biriydi. James Roosevelt hem aristokrat köklerden geliyordu hem de demiryolu şirketlerinin yönetiminde söz sahibiydi. Yani Roosevelt daha doğduğu gün geniş imkânlara sahip bir hayatın içine açtı gözlerini.
Bu ayrıcalıklı konum ona çok iyi bir eğitim fırsatı sundu. 14 yaşına kadar özel öğretmenlerle çalıştı; ardından Massachusetts’teki Groton School’da öğrenimine devam etti. Henüz genç yaşlardayken ailesiyle birlikte Avrupa’ya birçok seyahat yaptı. Çocukluğunun bir kısmını kıtanın farklı şehirlerinde geçirerek büyüdü.
Yeteneklerini geliştirmek isteyen biri için bire bir İngilizce dersleri almak nasıl faydalıysa, onun genç yaşta Avrupa’yı tanıması da entelektüel gelişimini o ölçüde zenginleştirdi.
Bu seyahatlerden biri, ailesinin Bad Nauheim’da geçirdiği üç aylık tedavi dönemiydi. Roosevelt burada okula da devam etti; fakat bu süreç Almanlara karşı bir mesafe hissetmesine yol açtı. Aslında bu bakış babasının yıllar önce benimsediği algıyla da örtüşüyordu.

Yine de hem Almancayı hem Fransızcayı akıcı bir şekilde konuşmayı öğrendi. Ailesinin yönlendirmesiyle 1900 ile 1904 yılları arasında Harvard Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ardından 1904’ten 1907’ye kadar Columbia Üniversitesi’nde hukuk eğitimi aldı. Babasının klasik kültür ve eğitim idealine bağlılığı, Roosevelt’in akademik yolculuğunu doğrudan şekillendirdi.
Roosevelt, 17 Mart 1905’te Eleanor Roosevelt ile evlendi. Eleanor hem beşinci dereceden kuzeniydi hem de dönemin önemli siyasi figürlerinden biri olan 26. ABD Başkanı Theodore Roosevelt’in yeğeniydi. Zamanla kendisi de kamusal hayatın etkili bir ismine dönüştü ve pek çok sosyal konuda aktif rol aldı. Roosevelt çifti 1906 ile 1916 yılları arasında altı çocuk sahibi oldu; bu çocuklardan ikisi ileride siyasi arenada kendi yollarını açacaktı.
Siyasete Girişi
Roosevelt üniversiteden 1907 yılında mezun olduğunda akademik notları pek parlak sayılmazdı. Fakat dönemin New York çevresinde iyi bağlantılara sahip bir aileden geldiği için, mezun olur olmaz saygın bir hukuk bürosunda çalışma fırsatı yakaladı. Bu dönemde henüz hiçbir siyasi görev üstlenmemişti ama Roosevelt’in hırsı ve enerjisi ortadaydı. Demokrat Parti’den 1910 yılında New York Eyalet Senatosu’na seçilmesi bunu kanıtlar nitelikteydi. Sadece 28 yaşındaydı ve bu zafer, Cumhuriyetçilerin on altı yıldır elinde tuttuğu bir koltuğu geri almak anlamına geliyordu. Siyasi kariyerinde yükseliş o andan itibaren hızlanmaya başladı.
Aradan üç yıl geçtikten sonra, yeni seçilen Başkan Woodrow Wilson tarafından Deniz Kuvvetleri Bakanlığı'nda müsteşarlığa atandı. Bu görevi 1920 yılına kadar sürdürdü. Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, Amerika’nın savaşa katılmasını ve donanmanın güçlendirilmesini savunan siyasilerden biri oldu. 1919’da Avrupa’daki Amerikan askerî birliklerinin terhis ve geri dönüş süreçlerinin başına getirildi. Bu görev, genç Roosevelt’in uluslararası siyasetle erken yaşta tanışmasını sağladı.
Bu arada, İngilizce becerisini geliştirmek isteyen herkes nasıl özel bir dersle kendine yeni kapılar açıyorsa, Roosevelt’in bu görev yılları da onun siyasi ufkunu genişleten bir öğrenme süreci haline geldi. Devlet mekanizmasının nasıl işlediğini, savaşın siyasi kararları nasıl şekillendirdiğini çok genç yaşta gözlemleme fırsatı buldu.
Ülkenin bağımsızlık fikrinin nasıl şekillendiğini merak edenler için Thomas Jefferson ve Bağımsızlık Bildirgesi önemli bir dönüm noktasını anlatıyor.

Polio: Hayatının Kırılma Noktası
1921 yılında 39 yaşındayken ciddi bir şekilde hastalandı. Büyük olasılıkla çocuk felciydi bu. Hastalık onu kalıcı şekilde etkiledi. Belden aşağısı tamamen felç kaldı. Kendi başına yürümesi artık mümkün değildi; ağır bacak demirleri ve koltuk değnekleri günlük rutininin ayrılmaz parçasına dönüştü. Daha önemlisi, onun siyasi sahnedeki duruşunu ve kişisel mücadele anlayışını tamamen yeniden şekillendirdi.
Hastalığa yakalanmadan önce, 1920 seçimlerinde başkan yardımcılığı için yarışmıştı. Ancak seçimi Cumhuriyetçi Warren G. Harding kazanmıştı. Yenilgiye rağmen Demokrat Parti içinde popülerliğini korudu ve halktaki sempatisini kaybetmedi. Felç geçirdikten sonra siyaseti bırakacağı düşünülse de tam tersi oldu: kendini toparladı, yeniden güç kazandı ve siyaset sahnesine daha kararlı bir şekilde döndü.
1928’de New York Valiliği'ne seçilmesi bunun ilk büyük göstergesiydi. Bu zafer 1930’da yenilendi. Roosevelt böylece Demokratların 1932 başkanlık seçimleri için en güçlü adayı haline geldi. Ve gerçekten de seçimi kazanarak Herbert C. Hoover’ın yerine geçti ve ülkeyi Büyük Buhran’ın ortasında devraldı.
İç savaş dönemindeki siyasi ve sosyal kırılmaları anlamak istersen Abraham Lincoln ve Amerika Tarihi yazısı çok değerli bir arka plan sunuyor.
Roosevelt’in Başkanlık Yılları: 1933-1945
1932’deki başkanlık seçimi, Amerika için tarihin en sert ekonomik krizlerinden birinin gölgesinde gerçekleşti. Büyük Buhran derinleşiyor, işsizlik artıyor, bankacılık sistemi çöküyordu. Roosevelt tam da böyle bir dönemde seçimi kazandı ve Beyaz Saray’a taşındı. Üstelik Cumhuriyetçilerin on iki yıl süren hakimiyetini kırarak.
Yalnızca bir kez seçilmedi; dört kez halkın desteğini aldı. Bu başarı bugün hala hiçbir ABD başkanı tarafından tekrarlanmış değil. 1933’te yemin ettikten kısa bir süre sonra ülkenin ekonomik yapısını yeniden ayağa kaldırmak için geniş kapsamlı bir yardım programı başlattı. Finans sektöründen tarıma, kamu yatırımlarından sosyal yardımlara kadar pek çok alanı içine alan bu plan, New Deal olarak tarihe geçti.
Siyasi kariyerinin kilometre taşları şöyle sıralanabilir:
1907–1910
New York’ta bir hukuk firmasında avukatlık yaptı.
1910–1920
New York Eyalet Senatörü olarak görev yaptı; aynı dönemde Deniz Kuvvetleri Bakanlığı'nda müsteşarlık yürüttü.
1919
Avrupa’daki Amerikan askerî birimlerinin demobilizasyon sürecinin başına getirildi.
1928–1932
New York Valisi seçildi; 1930’da yeniden seçildi.
1932
Başkanlık seçimlerini Hoover’a karşı kazandı.
1933–1945
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak görev yaptı.
Ekonomiyi Ayağa Kaldırma Çabası: New Deal
Roosevelt, ekonomik krizi hafifletmek, toplumsal huzursuzluğu azaltmak ve halkın devlete olan güvenini onarmak için New Deal adını verdiği geniş kapsamlı bir reform paketi hazırladı. Bu reformlar arasında işsiz gençler için kurulan çalışma kampları, banka sisteminin yeniden düzenlenmesi, tarımsal üretime teşvik modelleri ve işsizlere sosyal yardım programları gibi çok farklı önlemler vardı.
New Deal hem bir ekonomik bir plan hem de Roosevelt’in sosyal adalet anlayışıydı. Onun hedefi, ülkede hem ekonomik toparlanmayı sağlamak hem de toplumun en kırılgan kesimlerine bir güvenlik ağı oluşturmaktı. Bu nedenle, 1936 seçimlerinde büyük bir çoğunlukla yeniden seçilmesi kimseyi şaşırtmadı.
Buna rağmen zorluklar devam etti. 1937’de Yüksek Mahkeme New Deal kapsamında çıkarılan bazı yasaların anayasaya aykırı olduğuna hükmetti. Roosevelt mahkemenin yapısını değiştirmeye kalktı ancak Kongre’deki muhafazakâr kanat buna izin vermedi. Buna karşın, Roosevelt sadece kendi ülkesinde değil, dünya sahnesinde barışın korunması için de aktif rol almaya devam etti.
Roosevelt sonrası dönemde başkanlık görevini devralan isimleri görmek için ABD Başkanları Tam Liste yazısına göz atabilirsin.

İkinci Dünya Savaşı’na Giden Yol
1930’ların sonuna gelindiğinde Roosevelt’in dış politika vizyonu giderek daha kritik hale geldi. 1939 yılına dek hedefi, başta Japonya olmak üzere saldırgan yayılmacı politikalara karşı bir denge oluşturmak ve totaliter rejimlerin Avrupa’da güç kazanmasını sınırlamaktı. Adolf Hitler ve Benito Mussolini’nin yükselen etkisi, yalnız Amerika’yı değil, tüm dünya dengelerini tehdit ediyordu.
14 Nisan 1939’da Roosevelt hem Hitler’e hem Mussolini’ye bir mesaj göndererek 31 Avrupa ülkesi için saldırmazlık garantisi talep etti. Fakat iki lider de bu teklifi reddetti. Bu tavır, savaşın kapıda olduğunun açık bir işareti gibiydi. Aynı yılın Ağustos ayının sonunda Roosevelt, Fransa Başbakanı ve Papa XII. Pius ile birlikte Almanya ve Polonya arasında arabuluculuk yapılmasını önerdi. Fakat bu girişim de sonuç vermedi. 3 Eylül 1939’da İkinci Dünya Savaşı resmen başladı.
Amerika Birleşik Devletleri savaş başladığında tarafsızlığını ilan etti. Roosevelt’in bu kararında kamuoyu baskısı önemli bir rol oynuyordu; Amerikalıların büyük kısmı yeni bir savaşın içine çekilmek istemiyordu. Buna rağmen dünyadaki güç dengelerini yakından izliyor, müttefiklerle gizli görüşmeler yürütüyor ve Amerika’nın olası bir savaş durumuna hazırlanması gerektiğini düşünüyordu.
Roosevelt’in tarihe geçen ünlü sözü, tam da bu belirsizlik döneminin ruhunu yansıtır:
Korkmamız gereken tek şey, korkunun kendisidir.
Franklin D. Roosevelt
1936 seçimlerini büyük bir üstünlükle kazanmış olan Roosevelt, 1940’a gelindiğinde üçüncü kez aday olmaya karar verdi. Bu karar o dönem için oldukça sıra dışıydı çünkü hiçbir başkan iki dönemden fazla görev yapmamıştı. Fakat Roosevelt, Avrupa’nın Amerika desteği olmadan Nazi Almanyası karşısında çökeceğine inanıyordu. Seçim kampanyasında bu tehdidi açıkça dile getirdi ve halkı ikna etmeyi başardı. Üçüncü kez başkan seçildi.
Aynı dönemde çıkarılan Lend-Lease Act (Ödünç Verme ve Kiralama Yasası), Britanya’nın savaş ekonomisini desteklemek üzere milyarlarca dolarlık malzeme ve kredi sağlanmasına izin verdi. Bu adım Amerika’nın tarafsız görüntüsünü koruyor gibi gözükse de fiilen İngiltere’nin yanında saf tuttuğunun bir göstergesiydi.
Pearl Harbor ve Amerika’nın Savaşa Girişi
Roosevelt, halkı savaşın gerekliliğine ikna etmekte zorlanıyordu. Bunun en büyük nedeni I. Dünya Savaşı’nın hâlâ canlı olan kötü hatıralarıydı. Fakat 7 Aralık 1941’de Japonya’nın Hawai’deki Amerikan üssü Pearl Harbor’a saldırması tüm dengeleri altüst etti. Saldırı, ABD tarihindeki en büyük askeri şoklardan biri olarak kayda geçti.

Bir gün sonra Amerika Birleşik Devletleri resmen Japonya’ya savaş ilan etti. Ardından Almanya ve İtalya da ABD’ye savaş açtı. Kısa sürede Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile omuz omuza çalışmaya başladı. İki lider, savaş stratejisini belirlemek ve yeni bir uluslararası düzenin temellerini atmak için defalarca bir araya geldi.
Bu görüşmelerden biri, 1941’de gelecekteki Birleşmiş Milletler’in temeli sayılan Atlantik Bildirisi’nin hazırlanmasıydı. Roosevelt, savaş bitmeden bile dünya düzeninin nasıl kurulması gerektiğini tartışan bir liderdi.
Sovyetler Birliği ile İlişkiler
Savaşın seyrini belirleyen en kritik konulardan biri de Sovyetler Birliği ile ilişkilerdi. Roosevelt, Sovyetlerle yakın çalışmanın hem askeri gereklilik hem de savaş sonrası düzen için zorunlu olduğuna inanıyordu. Stalin’e karşı her zaman dikkatli bir diplomasi yürüttü; onunla olan ilişkisi ne tamamen güvene ne de tamamen şüpheye dayanıyordu. Fakat Roosevelt, Sovyetler ile işbirliğinin uzun vadeli barış için şart olduğuna inanıyordu.

Ocak 1943’te Roosevelt ve Churchill, Casablanca Konferansı’nda bir araya geldi. Almanya’nın koşulsuz teslim olması gerektiği konusunda uzlaştılar. Ardından aynı yıl Teheran Konferansı düzenlendi; Roosevelt, Churchill ve Stalin burada ilk kez aynı masaya oturdu. Yugoslav direnişinin desteklenmesi ve Avrupa’daki cephe planları bu toplantıda kararlaştırıldı.
Roosevelt, Casablanca, Teheran ve Yalta konferanslarında yeni bir dünya düzeninin temellerini atmak için çalıştı. Birleşmiş Milletler fikri bu toplantılarda olgunlaştı. Onun vizyonu, büyük güçlerin kendi çıkarları üzerinden çatışmak yerine ortak güvenlik için işbirliği yapabileceği bir küresel denge kurmaktı.
Manhattan Projesi
1939’un Ağustos ayında Albert Einstein’dan gelen endişeli bir mektup Roosevelt’in eline ulaştı. Einstein, Nazi Almanyası’nın atom bombası geliştirebileceğini ve bunun insanlık için büyük bir tehdit olduğunu yazıyordu. Roosevelt bu uyarıyı çok ciddiye aldı ve kısa süre içinde Manhattan Projesi’ni başlattı. Proje o kadar gizliydi ki, Amerika hükümetinin bile sadece küçük bir bölümü detaylardan haberdardı.
Almanya savaş sırasında atom bombası geliştirme çabalarını durdursa da, Amerikan bilim insanları ve mühendisleri çalışmalarına hızla devam etti. Sonuçta ABD, insanlık tarihinin ilk nükleer gücü haline geldi. Roosevelt’in bu süreçteki rolü stratejik kararlılık ve bilimsel gelişmelere duyduğu güvenle şekillendi.
Ölümü
Roosevelt 1944 yılında dördüncü kez başkan seçildiğinde artık savaşın sonuna yaklaşılmıştı. Dördüncü döneminin en önemli hedefi hem savaşın başarıyla tamamlanması hem de savaş sonrası dünyanın yeniden inşasıydı. Özellikle Birleşmiş Milletler’in kurulması onun en büyük diplomatik hayaliydi. Dünya barışı için kalıcı bir uluslararası mekanizma kurmak istiyordu.
Fakat sağlığı giderek kötüleşiyordu. Yıllardır hipertansiyon, damar sertliği ve kalp yetmezliği ile mücadele ediyordu. 1945’in başlarında durumu daha da ağırlaştı. Yine de çalışma temposunu düşürmedi; Yalta Konferansı’na katılarak savaş sonrası Avrupa’nın şekillenmesinde kritik rol oynadı.
12 Nisan 1945 günü, Warm Springs’te geçirdiği bir beyin kanaması sonucu hayatını kaybetti. Ölümü hem Amerika’da hem dünyada derin bir üzüntü yarattı. Savaşın bitimine haftalar kalmıştı. Almanya’nın teslimiyeti gerçekleşmeden Roosevelt’in hayatı son buldu.
Ardında büyük bir miras bıraktı. Ülkeyi Büyük Buhran’dan çıkaran, II. Dünya Savaşı’nda küresel müttefiklik sistemini kuran ve Amerika’nın dünya liderliğinin temellerini atan bir figürdü. Roosevelt’in ölümüyle başkanlık görevini Harry S. Truman devraldı.
Fakat Roosevelt’in etkisi ABD tarihinin damarlarında hâlâ akar. Onun liderliği yalnızca bir dönemi değil, ülkenin geleceğini de şekillendirdi.
Résumer avec l'IA :









