Fikret Muallâ demek; Paris’in dumanlı bistrolarında bir kadeh şaraba paha biçilemez dehasını meze eden, cebindeki son kuruşu renkli bir kaleme yatırıp aç karnına hayatın resmini çizen o iflah olmaz 'aykırı' ruh demektir. O, Türk resminin sadece bir parçası değil; fırçasını hüzne, yalnızlığa ve imkansız bir aşka banarak yaşayan gerçek bir bohem efsanesidir. Muallâ’yı anlatmak; aristokrat bir geçmişi elinin tersiyle itip, akıl hastaneleriyle köhne otel odaları arasında mekik dokurken bile asaletinden ve fırçasının mağrur duruşundan ödün vermeyen o sarsıcı dürüstlüğe tanıklık etmektir.

Muallâ’nın hikâyesi, Kadıköy’ün seçkin ve varlıklı bir ailesinde başlasa da, hayat ona daha yolun başında en sert darbesini vurdu. 12 yaşındayken İspanyol Nezlesi nedeniyle annesini kaybetti. Bu sadece bir ölüm değildi; Muallâ’nın çocukluğunun, güven duygusunun ve hayatla olan barışıklığının da ölümüydü. Annesinin gidişinden sonra babasının yaptığı evlilik, onun hassas ruhunda öyle bir deprem yarattı ki; ömrü boyunca kaçacağı o "aidiyetsizlik" hissi o günlerde kalbine mühürlendi.

Akademide hocalığını yapan ama disipliniyle onu zorlayan İbrahim Çallı sanat kariyeri hakkında okuyacaklarınız, Mualla’nın hayatının çatallanma noktalarından biridir.

Fikret Mualla

Gençlik yıllarında geçirdiği bir kaza sonucu ayağının sakat kalması, onu hem fiziksel hem de ruhsal olarak "eksik" hissettirdi. Bu eksikliği kapatmak için mi bilinmez, kendini Avrupa’nın yollarına vurdu. Almanya’da geçen öğrencilik yılları, ardından İstanbul’da bir türlü dikiş tutturamayan o huzursuz öğretmenlik dönemi...

İstanbul ona dar geliyordu. Polisle yaşadığı sorunlar, girdiği tartışmalar ve bir türlü kabullenemediği o yerleşik hayat düzeni, onu 1939 yılında bir daha hiç dönmemek üzere Paris’e sürükledi.

Paris... Kimileri için ışığın ve aşkın şehri, Fikret Muallâ içinse açlığın, yalnızlığın ve akıl hastanelerinin şehri oldu. Ama ne gariptir ki, dünya onu tam da bu karanlığın içinde tanıdı. O, Paris’in o meşhur bistrolarında bir kadeh şaraba ya da bir dilim ekmeğe en kıymetli eserlerini değişen; bazen bir kağıt mendile, bazen bir masa örtüsüne o muazzam fırça darbelerini atan "bir garip Türk"tü.

Bugün dünya çapında milyonlarca dolara alıcı bulan Fikret Muallâ eserleri, aslında onun o sokaklarda titreyen ellerinin, aç karnına içilen sert içkilerin ve hiç bitmeyen annesizliğinin birer sessiz çığlığıdır. O, resim yapmazdı; o, hayatta kalabilmek için renklerden kendine yeni bir dünya inşa ederdi.

Mualla’nın sıra dışı hikayesi ilginizi çektiyse, dönemdaşı olan diğer Türk ressamların eserlerini de mutlaka keşfetmelisiniz.

En iyi Resim öğretmenleri müsait
Elyesa
5
5 (32 yorum)
Elyesa
₺2000
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Sevde
5
5 (32 yorum)
Sevde
₺1250
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Ayşenur
5
5 (16 yorum)
Ayşenur
₺1500
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Berkay
5
5 (20 yorum)
Berkay
₺799
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Neslihan
5
5 (31 yorum)
Neslihan
₺800
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Kübra
5
5 (12 yorum)
Kübra
₺750
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Sinem
5
5 (20 yorum)
Sinem
₺1500
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Rıdvan
5
5 (8 yorum)
Rıdvan
₺750
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Elyesa
5
5 (32 yorum)
Elyesa
₺2000
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Sevde
5
5 (32 yorum)
Sevde
₺1250
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Ayşenur
5
5 (16 yorum)
Ayşenur
₺1500
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Berkay
5
5 (20 yorum)
Berkay
₺799
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Neslihan
5
5 (31 yorum)
Neslihan
₺800
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Kübra
5
5 (12 yorum)
Kübra
₺750
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Sinem
5
5 (20 yorum)
Sinem
₺1500
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Rıdvan
5
5 (8 yorum)
Rıdvan
₺750
/saat
Gift icon
İlk ders ücretsiz!
Başlayın

Fikret Muallâ’nın Sanat Kronolojisi ve Üslubu

Fikret Muallâ, belirli bir kalıba sığdırılması en zor sanatçılardan biridir. Ancak sanat tarihçileri onu genellikle Dışavurumculuk (Ekspresyonizm) ve Fovizm (Yırtıcılık - canlı renk kullanımı) akımlarına yakın bulurlar. Tablolarında perspektif kuralları, ışık-gölge hesapları yoktur; sadece duygunun hızı ve rengin şiddeti vardır.

Oturan Adamlar

Bir kahvehanenin köşesi, bir park bankı ya da bir bistronun en dip masası… Ortam fark etmeksizin sahnede hep aynı hava hakimdir: Ağır bir bekleyiş. Şapkaları önlerine eğilmiş, omuzları çökmüş veya ellerindeki kadehe odaklanmış adamlar.

Fikret Mualla'nın ünlü Oturan Adamlar tablosu

Muallâ, Paris’in o koşturmacası içinde "durmayı" seçenleri, hayatın dışına itilmişleri resmeder.

Muallâ’nın bu eserlerinde resmettiği adamlar, aslında birer "ayna" gibidir. Her birinde biraz kendisini, biraz gurbetin o ağır yükünü, biraz da İstanbul’daki o eski kahve kültürünün Paris’teki karşılığını görürüz. Fikret Muallâ eserleri içinde bu tema, onun erkek dünyasına dair en samimi gözlemidir. Bu adamlar konuşmazlar; duruşlarıyla, önlerindeki boş kadehlerle veya masaya bıraktıkları kollarının ağırlığıyla hikâyelerini anlatırlar.

Bistroda İnsanlar (Guaj Üzerine Karışık Teknik)

Fikret Mualla'nın ünlü Bistroda İnsanlar tablosu

Paris’in Montparnasse bölgesinde, loş ışıklı, sigara dumanıyla dolmuş küçük bir bistro hayal edin. Köşedeki masada Muallâ, önündeki bir kadeh şaraba karşılık kağıt üzerine hızla renkleri döküyor. Dışarıda yağmur yağıyor, içeride ise hayatın tüm renkleri birbirine karışıyor.

Muallâ’nın en ikonik Fikret Muallâ eserleri genellikle bu mekanlarda doğmuştur. Bu tabloda, birbirinden bağımsız görünen ama aynı kaderi paylaşan figürleri görürüz. İnsanlar bir aradadır ama her biri kendi iç dünyasında yapayalnızdır.

Muallâ burada perspektifi tamamen reddeder. Figürleri üst üste yığarak o mekanın sıkışmışlığını ve boğuculuğunu hissettirir. Kullandığı canlı morlar ve tezat sarılar, o yalnızlığın içindeki gizli "neşeyi" veya "sarhoşluğu" temsil eder. O meşhur "Muallâ Mavisi" bu sahnelerde gökyüzünden değil, insanların kıyafetlerinden süzülür.

Onun aykırı yaşamından süzülen hızlı eskizlerini, sanatımızın en ağırbaşlı eseri olan Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu incelemesi ile yan yana düşünmek heyecan vericidir.

Pazar Yeri (Figüratif Kompozisyon)

Cumartesi sabahı, Paris’in bir semt pazarı… Satıcıların bağırışları, taze meyvelerin kokusu ve kalabalığın yarattığı o devasa devinim. Muallâ, bu kaosu bir "renk şöleni" olarak görüyor ve cebindeki kağıdı çıkarıyor.

Fikret Mualla'nın ünlü Pazar yeri tablosu

Bu eserdeyse Muallâ’nın hayata tutunma çabasını görürüz. Pazar yerleri onun için yaşamın en saf, en dertsiz halidir. Buradaki figürler bistrodakiler gibi hüzünlü değildir; aksine hareketli, canlı ve karikatürize edilmiş birer enerji yumağı gibidirler.

Muallâ pazar sahnelerinde fırçasını çok daha serbest bırakır. Renk lekeleri bazen formun dışına taşar. Bu, onun o meşhur "hızlı çizim" tekniğinin zirvesidir. Formun bozulması, aslında pazarın o yüksek enerjisini ve sesini tuvale aktarmanın bir yoludur.

Cazcılar (Müzisyenler Serisi)

Fikret Mualla'nın ünlü Cazcılar tablosu

Gece yarısı, bodrum katındaki bir caz kulübü. Saksafonun hüzünlü sesi dumanlı havada süzülüyor. Muallâ, müziğin o anlık yükselişini yakalamaya çalışıyor.

Fikret Muallâ müziği sadece duymaz, onu görürdü. Bu serideki müzisyenler, enstrümanlarıyla bir bütün haline gelmiş gibidir.

Bu eserler, onun Picasso ile tanışmasını sağlayan, sanat çevrelerinde "Dahi" olarak anılmasına yol açan en prestijli çalışmalarındandır.

Müzisyenleri çizerken kullandığı o sert ve köşeli hatlar, cazın senkoplu ritmini yansıtır. Arka plandaki koyu renkler, enstrümanların parlak sarılarıyla çarpışarak tıpkı bir caz şarkısı gibi zıtlıklardan bir uyum yaratır.

Picasso ve Muallâ’nın Gurur Sancısı

Paris’in sanat çevrelerinde herkesin dilinde olan, kulaktan kulağa yayılan o meşhur hikâyeye duydunuz mu hiç? Gelin Mualla'nın tablolarına kısa bir mola verelim ve bu ilginç hikayeye bir kulak verelim!

20. yüzyıl sanatının tartışmasız kralı Pablo Picasso, Fikret Muallâ’nın o hırçın yeteneğinin farkındaydı. Muallâ’nın eserlerini inceledikten sonra,

Dünyanın en büyük iki ressamı var; biri ben, diğeri ise şu çılgın Türk,

Pablo Picasso'ya atfedilen söz

dediği rivayet edilir.

Bir gün Picasso, bu yoksul ama devasa yeteneğe olan hayranlığını göstermek için ona kendi imzalı bir tablosunu hediye eder. Bu, o dönemde bir ressamın alabileceği en büyük onurdur; bir servet, bir hayat garantisidir. Peki, bizim Muallâ ne yapar?

Muallâ, elinde Picasso'nun paha biçilemez eseriyle sokağa çıkar. Karnı açtır, boğazı kurumuştur ama her şeyden önemlisi ruhu huzursuzdur. Gidip o tabloyu bir galeriye ya da koleksiyonere satmaz. Doğruca her zamanki bistrosuna gider ve o paha biçilemez Picasso tablosunu, bir şişe şarap ve bir tabak yemek karşılığında orada bırakır.

Bu bir delilik değil, bir "Muallâ duruşu"dur. O, paraya veya bir başkasının imzasına asla köle olmamıştır. Picasso’nun hediyesini midesini doyurmak için harcayacak kadar hayata karşı alaycı, kendi yeteneğine güvenecek kadar da mağrurdur. Picasso bu durumu öğrendiğinde sinirlenmek yerine, Muallâ’nın bu sarsıcı dürüstlüğü ve bohemliği karşısında ona olan saygısını bir kat daha artıracaktır.

Mualla'nın o "eyvallahsız" duruşu verdiğimize göre, şimdi fırçanın asıl zarafetine, Muallâ’yı Muallâ yapan o diğer büyük temalara dönelim.

Mualla'nın Paris tutkusuna karşın, memleketine aşık bir sanatçının portresini Bedri Rahmi Eyüboğlu kimdir yazımızda bulabilirsiniz.

Balon Satıcısı (Guaj Kompozisyon)

Paris’in gri bir meydanı veya bir park girişi… Hava puslu, insanlar aceleyle bir yerlere yetişiyor. Ama meydanın tam ortasında, yerçekimine meydan okuyan devasa bir renk buketi var. Bir balon satıcısı, elinde onlarca renkli dünyayı tutuyor. Muallâ, bu tezatlığı; yani şehrin griliği ile balonların o çocuksu neşesini gördüğü an duruyor.

Balon Satıcısı tablosu

Muallâ’nın bu eseri, onun hayata bakışının bir özetidir. Balonlar; uçucu, her an patlayabilecek kadar hassas ama bir o kadar da göz alıcıdır. Tıpkı Muallâ’nın hayatı gibi... Tablodaki satıcı figürü genellikle silik ve gölgede kalırken, asıl kahramanlar o havada asılı duran mor, kırmızı, sarı balonlardır. Bu eser, yetişkinlerin o ağır dünyasına, bir sanatçının fırlattığı renkli bir kahkahadır.

Muallâ burada o meşhur "leke" tekniğinin en zarif örneğini sergiler. Balonlar sadece dairesel renk lekeleridir, ancak o lekelerin bir araya gelişi muazzam bir hacim duygusu yaratır. Gökyüzünün soluk mavi veya gri tonu, balonların patlayan renklerini daha da vurgular. Çizgiler hızlıdır; sanki balonlar her an uçup gidecekmiş de Muallâ onları son anda yakalamış gibidir.

Mualla’nın kaotik fırça darbelerinin aksine, düzen ve ritmin hakim olduğu Devrim Erbil eserleri size çok farklı bir görsel deneyim sunacak.

Barda Kadınlar / Bar Sahnesi

Fikret Mualla'nın Barda Kadınlar eseri

Saat gece yarısını çoktan geçmiş. yine Paris’in arka sokaklarında, ışığı sokağa taşan, içeride ucuz alkol ve yoğun tütün kokusunun birbirine karıştığı bir bar. Muallâ, bir köşede bardağının dibini görürken, karşıdaki bar taburelerinde oturan kadınları izliyor. Onlar da tıpkı onun gibi; kalabalığın içinde ama kendi derin sessizliklerine gömülmüşler.

Muallâ’nın barda resmettiği kadınlar, süslü salonların "hanımefendileri" değildir. Onlar Paris gecesinin yorgun savaşçılarıdır. Bu eserlerde bir neşe değil, bir kabulleniş vardır. Kadınların önündeki kadehler, sönmek üzere olan sigaralar ve birbirine değmeyen bakışlar... Muallâ, barda oturan bu kadınlarda kendi yalnızlığının yansımasını görür. Bu yüzden onları çizerken her zamankinden daha dürüst ve daha serttir.

Bar sahnelerinde Muallâ, ışığı genellikle figürlerin yüzünde patlatır; arka plan ise o bildiğimiz koyu, belirsiz ve kaotik dokusuyla kalır. Kadınların kıyafetlerindeki canlı renkler (özellikle o meşhur kırmızılar ve yeşiller), barın o loş ve kasvetli havasıyla muazzam bir tezat oluşturur. Fırça darbeleri o kadar hızlıdır ki, sanki o anki sarhoşluğun ve dumanın etkisiyle her şey bir parça flulaşmış, bir parça "yamulmuş" gibidir.

Ozan, Fikret Muallâ’nın o fırtınalı, alkol dumanlı ve renkli hayatını artık limana yanaştırma vakti. Finali, onun o "aykırı" ruhuna yakışır şekilde, hem hüzünlü hem de mağrur bir tonla yapalım.

Fikret Mualla'nın elinden "Ayasofya" tablosu
Mualla, kendisinin doğduğu İstanbul’u ve onun en önemli simgelerinden biri olan Ayasofya’yı da resmetmiştir. | https://popartistic.com

Bir Sürgün Çiçeğinin Sessiz Vedası

Fikret Muallâ’nın hikâyesi, 1967 yılında Fransa’nın güneyinde, sessiz bir huzurevinde son bulduğunda; geride sadece binlerce guaj çalışma değil, teslim alınamamış bir ruh bıraktı. O, Paris sokaklarında açlıktan kıvranırken bile boyun eğmeyen, Picasso’nun övgüsünü bir şişe şaraba değişen o "bohem dâhi", ömrü boyunca aradığı huzuru belki de ancak Reillanne’ın o sakin mezarlığında bulabildi.

Onu sadece "trajik bir ressam" olarak anmak, onun dehasına haksızlık olur. Muallâ, Türk resmini o geleneksel kalıplardan çıkarıp, Avrupa’nın göbeğinde kendine has bir "Türk ekolü" yaratan adamdır. Bugün dünyanın en prestijli koleksiyonlarında ve İş Bankası Resim Heykel Müzesi gibi kurumların başköşesinde onun eserlerinin olması, o günlerde hor görülen o yoksul ressamın en büyük zaferidir.

Muallâ bize sanatın kusursuz çizgilerde değil; insanın o en zayıf, en kırılgan ve en gerçek anlarında olduğunu öğretti. Bir balon satıcısının çocuksu neşesinde, dumanlı bir bar köşesindeki kadının yalnızlığında ya da bir vazodaki çiçeğin inadına parlayan kırmızısındaydı hayat.

Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında olan bir tablosu
Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında olan bir tablosu
Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında olan Balıkçı tablosu
Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında olan bir tablosu

Fikret Muallâ, bu dünyadan bir gölge gibi geçti belki; ama o gölgeyi renklerle öyle bir boyadı ki, bugün hangi tablosuna baksak hala onun o hüzünlü ama neşeli kalbinin atışlarını duyabiliyoruz.

Ruhu şad olsun. Paris’in o garip Türk’ü, şimdi evrensel bir dâhi olarak hepimizin hafızasında yaşamaya devam ediyor.

Paris yıllarında yolları kesişen dostu Abidin Dino eserleri incelemesi makalemizde, sürgün ve sanat dolu o yılları yeniden yaşayabilirsiniz.

Yapay zekâ ile özetle

Makaleyi beğendiniz mi? Puanlayın!

5,00 (1 puanlama)
Loading...

Ozan Çağlar

Bilgi okyanusunda kulaç atıyor, keşfettiklerimi kıyıya taşıyorum. Meraklı bir dalgıç, tutkulu bir araştırmacıyım. Benimle gel ve derinlerde neler var birlikte öğrenelim.